Uzun zamandır bloga yazı yazmıyorum. Hayır, yazmayı bırakmadım. Hayat yine kendi ajandasını benimkinden daha önemli buldu ve takvimi ele geçirdi.
Taşınma telaşı, bitmeyen iş seyahatleri, tamamlanması gereken projeler, izlenen filmler, okunanlar, araştırmalar… Bir noktada blog yazmak da yapılacaklar listesinde bekleyen maddelerden birine dönüştü. Hani şu sürekli ertelediğin ama aklının bir köşesinde de “Bunu mutlaka yapacağım” diye tuttuğun işler var ya, işte onlardan biri.
Ama geri döndüm. Hem de yeni bir evle.
Normal insanlar taşınırken kolileri açar, eşyalarını yerleştirir, birkaç gün içinde yavaş yavaş düzenlerini kurarlar. Ben taşınmayı, teslim tarihi dün olan ve bütün departmanların aynı anda çalıştığı bir kriz yönetimi operasyonuna dönüştürüyorum.
Koliler mi? Bekleyemezler. Hepsi açılacak. Her şey yerleşecek. Mutfak kurulacak, dolaplar düzenlenecek, kablolar çözülecek. Akşam olduğunda evin yaşanabilir olması yetmez; sanki yıllardır orada yaşıyormuşum gibi görünmesi gerekir.
Hayatımı henüz düzene sokamamış olabilirim ama baharatlıkların yeri belli olacak. Önceliklerimi sorgulamayalım lütfen.
Aslında düşününce, bu kadar çok şeyi aynı anda halletmeye çalışmamın nereden geldiğini anlamak zor değil.
Son yıllarda hayatın karşıma çıkardığı şeyler birkaç koliye sığacak cinsten değildi. Kayıplar, vedalar, dağılan planlar, yeniden ayağa kalkmaya çalıştığım zamanlar… Bazı şeyleri toparlamak istiyorsun ama neyi nereye koyacağını bile bilmiyorsun. Bazı günler kendini bile yerleştirecek bir yer bulamıyorsun.
Sonra yeni bir eve taşınıyorsun ve karşında açılmayı bekleyen kırk koli var.
İşte orada kontrol manyağı iç sesim devreye giriyor: Madem hayatın her şeyini kontrol edemiyorum, bari şu evde hiçbir şey açıkta kalmasın.
Bir de yeni eşya alma meselesi var tabii.
Yeni ev demek, yeni eşya demek. Yeni eşya demek, yeni bir ben ihtimali demek. Bir lambader alıyorum, hayatım değişecek sanıyorum. Halı bakıyorum, sanki bütün geçmişim yanlış dekorasyon seçimlerinden ibaretmiş gibi hissediyorum. Birkaç yastıkla yepyeni bir karakter yaratabileceğime inanıyorum.
Psikolojik dönüşümün sepet tutarı: Değişken.
Belki de yıllarca kontrolüm dışında gelişen şeylerle uğraştıktan sonra, bir duvarın rengini, bir koltuğun yerini, sabah kahvemi içeceğim köşeyi kendim belirlemek iyi geliyor. Büyük laflar etmeye gerek yok. İnsanın kendi hayatında söz sahibi olduğunu hissetmesi, küçük bir eşya seçimiyle bile başlayabiliyor.
Tabii bunu fark edecek sakinliğe ulaşmam için önce bütün kolilerin açılması gerekiyor.
Bazı insanlar geçmişiyle yüzleşir. Ben geçmişimi yerleştirip üzerine etiket yapıştırmaya çalışıyorum.
Bu arada blogun sessizliğini yanlış anlamayın. Ben ortadan kaybolmadım, yalnızca içerik üretimini bir süre kendi hayatımın prodüksiyon takvimine kurban ettim.
Bu süreçte bol bol film izledim, araştırmalar yaptım, yeni fikirlerin peşine düştüm ve bir sürü proje tamamladım. İş seyahatleriyle valizim, projelerle zihnim, taşınmayla da bedenim sürekli hareket hâlindeydi.
Ama bütün bunlar yazacak bir şeyim olmadığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, biriken çok şey var.
İzlediğim filmlerden, üzerine düşündüğüm konulardan, yaptığım araştırmalardan, dijital dünyadan, projelerden ve tabii ki insanın kendi hayatını yönetmeye çalışırken içine düştüğü absürtlüklerden bahsedeceğim. Bir süredir kafamda biriken yazılar yavaş yavaş buraya taşınacak.
Şimdilik kendime hatırlattığım şey şu: Yeni bir ev kurmak, bütün hayatımı aynı gün içinde düzene sokmak zorunda olduğum anlamına gelmiyor. Her odanın hemen tamamlanması gerekmiyor. Her boşluğun doldurulması da gerekmiyor.
Bunu söylemek kolay. Uygulamak içinse içimdeki kriz yöneticisinin yıllık izne çıkması lazım.
Neyse, yeni evim hayırlı olsun. Koliler açılıyor, eşyalar yerleşiyor, yeni düzen kuruluyor. Blog da kaldığı yerden devam ediyor.
Geçmişi silemiyorum. Yaşadıklarımı geri alamıyorum. Her şeyi kontrol edemiyorum.
Ama kendime yeni bir alan açabiliyorum. Bazen bu bir ev oluyor, bazen yeni bir fikir, bazen de uzun zamandır yazmayı bekleyen bir yazı.
Gerisi zamanla hallolur.
Gerçi çalışma masama bir raf daha lazım.
İnsan değişiyor ama bir yere kadar.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.