Now Reading: Kutlama Mesajları, Sessiz Boşluklar ve Anneler Günü

Loading
11 Mayıs 2026 / Sevimcan KAYAYURT

Kutlama Mesajları, Sessiz Boşluklar ve Anneler Günü

svg7

Anneler Günü.
Takvimde yuvarlak içine alınmış, markalar tarafından sahiplenilmiş, sosyal medyada topluca duygusallaşılan o gün. Herkesin annesi bir anda “en güçlü kadın”, “en fedakâr insan”, “iyi ki varsın” cümlelerinin merkezinde.

Bir yandan da görünmeyen bir kalabalık var.
Kutlama yapmayanlar.
Yapamayanlar.
Yapsa bile içiyle senkron tutturamayanlar.

Ben hep o kalabalığa daha yakındım zaten. Anneler Günü ve Babalar Günü benim için hiçbir zaman tam anlamıyla “neşeli” günler olmadı. Çünkü bu tarz günler biraz fazla seçici çalışıyor: Sadece kaybı olmayanlar için optimize edilmiş gibi. Geri kalanlar? Onlar için biraz daha sessiz, biraz daha içe dönük bir versiyon var.

Ama bu yıl… seviye atladı.

Kısa bir süre önce erkek kardeşimi kaybettim.
35 yıl.
Birlikte büyümenin, kavga etmenin, saçma şeylere gülmenin, hiçbir şey konuşmadan anlaşmanın 35 yılı.

Ve fark ettim ki ben hayatta “bir şey” olmadan önce ablaymışım.
Meslek, şehir, kimlik… hepsi sonradan gelmiş.
Ama “abla olmak” en başta yüklenmiş bir yazılım gibi. Silinmeyen, güncellenmeyen ama bir anda çalışmaz hale gelen bir sistem.

Şimdi garip bir durumdayım:
Ben hâlâ ablayım…

Bu, insanın kafasında çok mantıklı oturmayan bir denklem.
Devamı gelmiyor ama bitmiş de sayılmıyor.

Kardeş kaybı tuhaf bir yerde duruyor.
Çok yüksek sesle konuşulmuyor.
Çok dramatize de edilmiyor.

Ama aslında kardeş, hayatının en uzun tanığı.
Senin en eski versiyonunu bilen kişi.
Ailenin içinde “eşit” olduğun tek insan.
Ne ebeveyn gibi yukarıdan, ne çocuk gibi aşağıdan… aynı hizadan bakan biri.

Onu kaybettiğinde sadece birini kaybetmiyorsun.
Kendi geçmişinin bir kısmı da sessizce kapanıyor.
Birlikte bildiğiniz anılar artık tek kişilik oluyor.
Ve bazı şeyler… anlatılabilir olmaktan çıkıyor.

Çünkü anlatmak için iki kişi gerekiyordu.

Bugün ise bunun üstüne bir de Anneler Günü geldi.
Timing dediğimiz şey gerçekten inanılmaz.
Hayat bazen çok ince bir ironi duygusuna sahip.

Bir yanda kutlamalar, mesajlar, çiçekler…
Diğer yanda evin içinde dolaşan, adı konmayan bir eksiklik.


Böyle günlerde sadece kendi duygunla baş etmiyorsun.
Ailenin genel atmosferi de değişiyor.
Herkes aynı şeyi hissediyor ama farklı şekillerde.

Kimisi daha sessiz oluyor.
Kimisi normal davranmaya çalışıyor.
Kimisi fazla konuşuyor.

Ve sen bir noktada şunu fark ediyorsun:
Bu sadece “benim yasım” değil.
Bu, kolektif bir boşluk.

Psikolojik olarak en tuhaf şeylerden biri de şu:
Yasın bir sırası yok.

Hani hep anlatılır ya, “önce inkâr, sonra öfke, sonra kabullenme”…
Gerçek hayatta biraz daha şöyle işliyor:

Sabah uyanıyorsun, birkaç saniye her şey normal.
Sonra hatırlıyorsun.
Sonra unutuyorsun.
Sonra tekrar hatırlıyorsun.

Gün içinde defalarca.

Beyin sanki bunu tek seferde kabul etmek istemiyor.
Küçük küçük dozlarda veriyor.
“Al, biraz daha gerçeklik. Ama çok yüklenmeyelim.”

Teşekkürler beyin. Gerçekten çok naziksin.

Bir de “güçlü olma” meselesi var.

İnsan böyle zamanlarda otomatik olarak bir rol üstleniyor.
Kimse sana bunu söylemiyor ama sen anlıyorsun.
Daha dengede kalmaya çalışıyorsun.
Daha toparlayıcı olmaya.

Ama bu, duygusuz olmak değil.
Tam tersine, duygunun içinde kalmaya devam edip
aynı zamanda dağılmamaya çalışmak.

Oldukça ince bir denge.
Ve açıkçası, çok da sürdürülebilir değil.

Bütün bunların ortasında fark ettiğim bir şey daha var:
Yas, sadece kaybettiğin kişiyle ilgili değil.
Aynı zamanda senin kim olduğunla da ilgili.

Ben artık aynı abla değilim.
Aynı insan da değilim muhtemelen.

Çünkü bazı kayıplar, insanın içinde sessiz ama kalıcı değişiklikler yapıyor.
Dışarıdan çok fark edilmiyor belki.
Ama içeride… düzen tamamen değişiyor.

Ve evet, bu yazının sonunda büyük bir “ders” ya da “aydınlanma” yok.

Çünkü bazen yok.

Bazen sadece şunu kabul ediyorsun:
Bazı şeyler düzelmiyor.
Sadece sen onlarla yaşamayı öğreniyorsun.

Biraz daha dikkatli, biraz daha yavaş, biraz daha kırılgan.

Ama yine de devam ederek.

İstediğin için değil belki. Başka bir seçenek olmadığı için.

Ve eğer sen de birini kaybettiysen…

Kutlama mesajlarını görüp hiçbir şey hissetmeyen, ya da her şeyi aynı anda hisseden,
“ben neden böyleyim” diye kendine hafifçe sinir olan taraftaysan…

Yalnız değilsin.

Bazı günler daha zor.
Bazı günler sebepsizce daha ağır.
Ve bazı günler, herkesin normal yaşadığı bir günü sen ekstra çabayla geçiriyorsun.

Bu da bir başarı aslında.
Çok alkışlık değil belki, ama çok gerçek.

Kaybettiğin kişi her kimse—kardeş, anne, baba, dost— o boşluk seninle kalacak.
Ama o boşluğun içinde hâlâ nefes alabiliyor olman, hâlâ birilerine iyi gelmeye çalışman,
hâlâ burada olman…

Bunlar küçümsenecek şeyler değil.

O yüzden buradan, görünmeyen o kalabalığa:

Sessizce taşıyanlara, gülüp geçiyormuş gibi yapanlara, dağılıp tekrar toplananlara…

Hepinize kocaman bir sarılma.

Çok gürültülü değil belki.
Ama sahici.

Sevimcan Kayayurt

Kendi halinde bir iletişim uzmanı

svg

What do you think?

It is nice to know your opinion. Leave a comment.

Bir Cevap Yazın

Loading
svg

Quick Navigation

  • 1

    Kutlama Mesajları, Sessiz Boşluklar ve Anneler Günü