Doğaçlama tiyatroda 7. güne geldik.
Ve artık iş biraz ciddiye bindi.
Yani kimse sana “hadi biraz ısınalım” demiyor.
Direkt sahne.
Bugünün ana aksı şuydu:
Yönelim almak ve vermek.
Ne?
Nerede?
Kim?
Üç soru.
Hayatın özü gibi.
Biri sana diyor ki:
“Sen şu an denizaltının içindesin.”
Ve o an iki seçeneğin var:
- “yok ben aslında…” diye saçma bir ego savaşı başlatmak
- ya da alıp oynamak
Doğru cevap: almak.
Çünkü almazsan oyun ölüyor.
Alırsan… en azından bir yere gidiyor.
Yönelim Vermek: Hafif Tanrıcılık
Yönelim vermek ayrı bir tat.
Karşındakine bir dünya veriyorsun.
“Sen benim yıllardır görmediğim kayıp gençliğimsin.”
“Burası bir uzay istasyonu.”
“Sen şu an çok sinirlisin.”
Ve o kişi bunu alıyor.
Ya da almıyor (ki bu küçük bir kaos anı).
Ama iyi olan şu:
Kimse “ben bunu oynamam” demiyor.
Çünkü burada egonun pek bir yeri yok.
Olsa da işe yaramıyor.
Geçen Haftanın Konusu Güvenmiş (Ben Yoktum Tabii)
Ben o derste yoktum.
Ama hayat beni bu hafta sahnede test etti.
Çünkü yönelim dediğin şey aslında şu:
Karşındakine güvenmek.
Birileri sana bir şey veriyor.
Sen onu sahne arkadaşın ile alıyorsun.
Ve birlikte batmamayı umuyorsunuz.
Romantik bir ekip çalışması.
Doğru / Yanlış Yokmuş (Gerçekten Yokmuş)
Doğru yok. Yanlış yok.
Bu cümleyi daha önce çok duydum.
Ama ilk defa gerçekten yaşadım.
Sahnede yaptığın şey:
- garip olabilir
- anlamsız olabilir
- beklenen gibi olmayabilir
Ama yine de “yanlış” değil.
Çünkü kimse sana:
“Bu duygu böyle oynanmaz” demiyor.
Hatta diyemiyor.
Duygulara Geldik (Ve Benim Sistem Biraz Karıştı)
Bugün duyguları çalıştık.
Ve burada küçük bir detay var:
Ben zaten aleksitimiyim. (Duygu Körlüğü)
Yani bu benim için “yeni bir farkındalık” değil.
Yıllardır böyle.
- hissediyorum ama tanımlayamıyorum
- yaşıyorum ama dışa vuramıyorum
- anlat desen… zor
Ve sahnede bu şöyle bir şeye dönüştü:
Herkes bir duygu oynuyor.
Ben de oynuyorum.
Ama içimde sürekli bir ses:
“Bu mu şimdi?”
“Yeterince mi?”
“Hiç mi değil?”
Ama Plot Twist
Kimse gelip bana şunu demedi:
“Yanlış oynadın.”
Çünkü yok öyle bir şey.
Benim dışa vurumum neyse, o.
Daha az.
Daha içe dönük.
Daha sessiz.
Ve bu da sahnede bir yer buluyor.
Herkes Aynı Duyguyu Farklı Yaşıyor
Aynı duygu veriliyor.
Birisi:
- bağırıyor
- hareketleniyor
Diğeri:
- donuyor
- susuyor
Ben:
- biraz bakıyorum
- biraz duruyorum
- içimden bir şeyler geçiyor ama dışarı çok çıkmıyor
Ve sahne… yine çalışıyor.
Yani Sorun Ben Değilmişim
Ben “eksik” oynamıyorum.
Ben benim gibi oynuyorum.
Ve bu yeterli.
İnanılmaz bir deneyim benim için. Duygu körlüğü ile yaşamak şey gibi, kendini hep eksik hissetmek gibi sanırım. Ya da karşındakinin seni hep eksik görmesi gibi.
Ama bir ekip seni olduğun gibi kabul ediyor
Yönelim + Duygu = Kaotik Bir Sistem
Benim sistemim biraz farklı çalışıyor olabilir.
Duygularım herkesinki gibi görünmeyebilir.
Belki daha az, belki daha sessiz, belki daha içeride.
Ama bu… yok oldukları anlamına gelmiyor.
Sadece başka bir yerden akıyorlar.
Ve sahne ilk defa bana şunu hissettirdi:
Benim olduğum hal de bu oyunun bir parçası.
Eksik değil.
Yanlış değil.
Sadece… benim.
Belki de yıllardır yapmaya çalıştığım şey, kendimi başka birine benzetmekti.
Daha görünür, daha net, daha “doğru” birine.
Ama sahnede kimse senden başka biri olmanı istemiyor.
Sadece orada olmanı istiyor.
Ne varsa onunla.
İlk defa bir yerde, olduğum halimle yeterli hissettim.
Çok yüksek sesli bir şey değil bu.
Böyle büyük bir aydınlanma anı da değil.
Daha çok… sessiz bir kabul gibi.
Ve belki de uzun zamandır ihtiyacım olan şey tam olarak buydu.
Biraz daha az düzeltmek,
biraz daha az zorlamak,
biraz daha az “doğru” olmaya çalışmak.
Ve biraz daha…
olduğum gibi kalmak.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.