Kahkaha Delil Sayılırsa
Türkiye’de artık bir stand-up gösterisi izlemeye giderken biletin yanında avukat numarasını da almak gerekiyor galiba.
Çünkü neye güldüğünüzün, neden güldüğünüzün ve hatta kiminle güldüğünüzün bile ileride hukuki bir anlam kazanabileceği hissi oluştu. Komedi izlemeye gidiyorsun, sahnede biri hayatı, siyaseti, dini, toplumu, kendisini, bizi anlatıyor. Ertesi gün ise gösteri, sanat sayfasından adliye muhabirlerinin gündemine transfer oluyor.
Bu hafta Deniz Göktaş’ın başına gelen tam da buydu.
Bir stand-up gösterisi milyonlarca kişi tarafından izlendi. Ardından kesitleri erişime engellendi. Sonra soruşturma açıldı. Ardından da yurt dışından döner dönmez gözaltına alındı.
Ve ben bütün bunların arasında en çok şu soruya takıldım:
Biz gerçekten komediden mi korkuyoruz?
Yoksa kahkahadan mı?
Stand-up’ın Çalışma Prensibi
Stand-up, insanların birbirine iltifat ettiği bir sanat değildir.
Kimse sahneye çıkıp “hepiniz çok haklısınız, herkes çok güzel, herkes çok doğru yaşıyor” diye anlatmaz.
Komedi tam tersidir.
Abartır.
Çarpıtır.
Rahatsız eder.
Kutsal kabul edilen alanlara yaklaşır.
Tabuların etrafında dolaşmaz; üzerine oturur.
Çünkü mizahın var olabilmesi için konfor alanlarının biraz sarsılması gerekir.
George Carlin’in yıllar önce söylediği bir şey vardı:
“Komedi sınırları test eder.”
Tam olarak yaptığı budur.
Eğer hiçbir şeyi rahatsız etmeyecekse, o artık stand-up değil; şirket motivasyon konuşmasıdır.
Türkiye’de Mizahın Yeni Tanımı
Eskiden komedyen olmak zor bir meslekti. Şimdi ise risk analisti olarak yan dal yapmak zorundalar.
Bu şakayı yapabilir miyim?
Şunu söylersem soruşturma açılır mı?
Buna gülenler hedef gösterilir mi?
Bu videonun kesiti paylaşılırsa erişim engeli gelir mi?
Bu cümle YouTube algoritmasını mı, savcılık algoritmasını mı tetikler?
Artık punchline yazmaktan çok hukuk okumak gerekiyor. Belki yakında stand-up eğitimlerinde yeni ders gelir:
“Hukuka Giriş.”
Final ödevi de şu olur:
“Espri yap ama kimse alınmasın.”
Başarılar.
En Tehlikeli Silah: Kahkaha
Otoriter eğilimlerin mizahla hiçbir zaman iyi anlaşamamasının bir sebebi var. Çünkü mizah korkuyu küçültür. Korkulan şeyi sıradanlaştırır. Dokunulmaz görüneni insanlaştırır. Eleştiriyi eğlenceli hale getirir.
Ve en önemlisi…
İnsanları aynı anda güldürebilir.
Bir konuşma sizi ikna etmeyebilir.
Bir makale sizi sıkabilir.
Ama doğru zamanda gelen tek bir espri, bazen yüzlerce sayfalık siyasi analizden daha fazla etki yaratabilir.
Belki de bu yüzden tarih boyunca iktidarlar, karikatürlerden, tiyatrodan, hicivden ve stand-up’tan hep biraz huzursuz olmuştur.
Çünkü mizah, yüksek sesle bağırmadan da çok şey söyleyebilir.
Düşünce Özgürlüğü Tam Olarak Ne İşe Yarıyor?
İfade özgürlüğü yalnızca sevdiğimiz fikirleri korumak için varsa, zaten ifade özgürlüğü değildir.
Asıl test; hoşumuza gitmeyen sözlerle karşılaştığımızda başlar. Bir cümleye katılmamak mümkündür. Eleştirmek mümkündür. Protesto etmek mümkündür. İzlememek mümkündür. Bilet almamak mümkündür. Karşı gösteri yapmak mümkündür. Başka bir komedyeni desteklemek mümkündür.
Bütün bunlar demokratik reflekslerdir.
Fakat her rahatsız olduğumuz ifadeyi ceza hukukunun konusu haline getirdiğimiz anda, toplum olarak çok tehlikeli bir alışkanlık edinmeye başlarız.
Çünkü hukukun çözmesi gereken şey ile toplumun tartışması gereken şey birbirine karışır.
Ve o çizgi bir kez silindiğinde, yarın kimin cümlesinin “fazla” bulunacağını kimse bilemez.
Komedyenler Aynadır
Komedyenler toplumun sebebi değildir.
Belirtisidir.
Sahnede duyduğumuz cümleler, aslında sokakta konuşulan cümlelerin filtrelenmiş halidir.
İnsanlar o gösterilere sadece gülmek için gitmez.
Kendilerini görmek için gider.
“Kafamdan geçen şeyi biri söylemiş” hissini yaşamak için gider.
Komedyeni susturabilirsiniz.
Ama onu ortaya çıkaran toplumu susturamazsınız.
Çünkü sorun sahnedeki mikrofon değildir.
Mikrofonun yankı yaptığı salondur.
Son Perde: Alkışlar Savcılığa
Belki de bu ülkenin mizahla kurduğu ilişkiyi artık yeniden tanımlamamız gerekiyor.
Çünkü bizde stand-up sadece sahnede yapılmıyor. Bazen sahnede başlıyor, YouTube’da kesiliyor, sosyal medyada linçleniyor, sonra da savcılıkta devam ediyor. Çok katmanlı bir performans yani. Neredeyse deneysel tiyatro.
Komedyen sahneye çıkıyor, seyirci gülüyor, birileri alınmayı meslek ediniyor, sistem de hemen devreye girip “bu kahkahanın hukuki karşılığı nedir?” diye bakıyor.
Demek ki mesele komedi değilmiş. Mesele, herkesin aynı anda, aynı şeye, izin verilen dozda gülmemesiymiş.
Ve ben sanırım Türkiye’de mizahın geldiği son noktayı şöyle özetleyebilirim:
Gülmek serbest.
Ama önce kime güldüğünü, neden güldüğünü, hangi bağlamda güldüğünü ve bu gülmenin toplumsal hassasiyetlere uygun olup olmadığını üç nüsha halinde açıklaman gerekiyor.
Aksi halde gösteri bitmez.
Sadece mekân değiştirir.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.