Now Reading: Doğaçlamayla Geçen İki Ayın Sonunda

Loading
22 Mayıs 2026 / Sevimcan KAYAYURT

Doğaçlamayla Geçen İki Ayın Sonunda

svg1K

Başta Sadece Eğlenmeye Gitmiştim

Doğaçlama eğitimine başladığımda bunun hayatımı değiştirecek bir şey olacağını düşünmüyordum. Açıkçası biraz eğlenirim, biraz kafam dağılır, işten sonra gidilecek “iyi bir aktivite” olur gibi bakıyordum. Yani maksimum beklentim şuydu: birkaç oyun oynarız, güleriz, eve dönerim.

Sonra olay biraz kontrolden çıktı.

Çünkü doğaçlama tiyatro çok sinsi bir şey. Sana başta kendini masum gösteriyor. “Gel biraz oyun oynayacağız” diyor. Sonra bir bakıyorsun sana:

  • kontrol problemlerini,
  • hata yapma korkunu,
  • insanlara güvenmekte neden zorlandığını,
  • neden sürekli her şeyi zihninde prova ettiğini
    göstermeye başlamış.

Üstelik bunu çok teatral bir şekilde de yapmıyor. Bazen sana hayali bir bardak tutturuyor ve bir anda bütün karakter analizin ortaya çıkıyor.

İnsan gerçekten kendine şu soruyu soruyor:
“Ben neden görünmeyen bir sandalyeye bile yanlış oturmaktan korkuyorum?”

Katılaşmak: Yetişkinliğin Gizli Hobisi

Son iki ayda en çok fark ettiğim şey şu oldu:

Biz büyüdükçe inanılmaz katılaşıyoruz.

Düşüncelerimiz katı, kimliklerimiz katı, duygularımız katı, hatta kendimize dair anlattığımız hikâyeler bile katı.

“Ben böyle biriyim.”
“Ben bunu yapamam.”
“Ben normalde böyle davranmam.”

Hayatımızın yarısı kendimizi sabitlemeye çalışarak geçiyor zaten. Çünkü sabit olmak güvenli hissettiriyor. İnsan tanımlanabildiği yerde rahat ediyor. Kutularımızı seviyoruz. Meslek kutusu, ilişki kutusu, karakter kutusu… Hepsinin içine girip oturuyoruz. Sonra da hareket edemeyince şaşırıyoruz.

Doğaçlama sahnesi ise tam tersini yapıyor. Sana sürekli şunu söylüyor:

“Tamam, şimdi başka bir şey ol.”

Ve sen önce direniyorsun. Çünkü yıllardır inşa ettiğin bütün o “ben” duvarı bir anda sallanmaya başlıyor.

Sonra garip bir şey oluyor.

Bırakınca rahatlıyorsun.

Sahnede Kimse “Gerçek Sen”i Umursamıyor

Bence doğaçlamanın en özgürleştirici tarafı bu.

Gerçek hayatta herkes senden bir “karakter devamlılığı” bekliyor. Hep aynı olmanı istiyorlar. Dün neysen bugün de o ol. İnsanlar tutarlı insanları seviyor çünkü öngörülebilirlik rahatlatıyor.

Ama sahnede böyle bir zorunluluk yok.

Bir anda yaşlı biri olabiliyorsun, sonra bir çocuk, sonra bir hayvan, sonra bir çorap. Ve kimse dönüp sana:
“Bu sana hiç uygun olmadı” demiyor.

Çünkü orada uygunluk diye bir şey yok.

Bu başta çok saçma geliyor ama sonra fark ediyorsun ki, aslında insanın zihnini rahatlatan şey tam olarak bu. Bir şeye dönüşmeye çalışmıyorsun. Sadece akıyorsun.

Gerçek hayatta bu kadar rahat şekil değiştirebilsek muhtemelen birbirimizi daha az yargılardık.

Kendimizi de.

“Be Water, My Friend”

Son haftalarda kafamın içinde sürekli dönen bir cümle var:

“Be water, my friend.”

Bruce Lee’nin bu sözü yıllarca sosyal medyada motivasyon postlarının altında gezdiği için biraz anlamını kaybetmiş gibi hissediliyor ama ilk defa gerçekten ne demek istediğini anlıyorum.

Su direnmez.
Su “ben buyum” diye diretmez.
Önüne bir engel çıktığında oturup kimlik krizi yaşamaz.

Yol değiştirir.
Şekil değiştirir.
Ama akmaya devam eder.

Biz ise tam tersiyiz.

Hayatta sürekli bir şeye tutunmaya çalışıyoruz. Bir fikre, bir ilişkiye, bir role, bir düzene… Çünkü bırakınca yok olacağımızı sanıyoruz.

Doğaçlama ise sana bırakmayı öğretiyor.

Ve işin en rahatsız edici kısmı şu:
Bıraktığında gerçekten bir şey kaybetmiyorsun.

Aksine biraz daha hafifliyorsun.

Doğaçlama Bana Ne Yaptı?

Bu yazı serisine devam etmeyeceğim çünkü artık “doğaçlama nedir?” kısmını geçtiğimi hissediyorum. Bundan sonra ilgimi çeken şey teknikler değil. Çünkü doğaçlamanın teknik kısmı bir noktadan sonra arka plana düşüyor.

Asıl mesele şu oluyor:

Bu şey sana ne yapıyor?

Beni daha özgüvenli biri yapmadı mesela. Öyle TED Talk çıkışı bir dönüşüm yaşamadım. Hâlâ fazla düşünüyorum. Hâlâ bazen kendimi gereksiz yere sıkıştırıyorum. Hâlâ kimlik krizim ile romantik olmayan bir ilişki içindeyim.

Ama bazı şeyler değişti.

Mesela artık sessizlikten biraz daha az korkuyorum. Hata yaptığımda dünyanın gerçekten dönmeye devam ettiğini biliyorum. Ve en önemlisi, her şeyi kontrol etmeye çalışmanın insanı ne kadar yorduğunu daha net görüyorum.

Doğaçlama bana “mükemmel olmayı” öğretmedi.

Tam tersine, mükemmel olmaya çalışmanın ne kadar yorucu olduğunu gösterdi.

Bundan Sonra

O yüzden bundan sonraki yazılar “bugün derste ne yaptık?” yazıları olmayacak.

Çünkü mesele artık sahnede ne oynandığı değil.

Mesele:

  • o sahneden indikten sonra ne hissettiğim,
  • hayatın içine neyin sızdığı,
  • hangi düşüncenin benimle eve geldiği.

Çünkü doğaçlama fark ettirmeden insanın gündelik hayatına karışıyor.

Bir toplantının ortasında,
bir tartışmada,
bir sessizlikte,
bir kaybın içinde,
hatta bazen markette kasa sırası beklerken bile.

Ve ben ilk defa kendime bu kadar sabit bakmadığımı fark ettim.

Eskiden kim olduğuma dair çok net cümlelerim vardı.
“Ben buyum.”
“Ben şöyle biriyim.”
“Ben bunu yapamam.”
“Ben böyle hissetmem.”

Şimdi o cümlelerin çoğu çözülmeye başladı.

Çünkü sahnede sürekli başka şeylere dönüşürken, insan ister istemez şunu düşünüyor:

Ben gerçekten kimim?

Kimin bana söylediği kişiyim?
Yıllardır taşıdığım karakter miyim?
Yoksa sadece alıştığım bir form muyum?

Ve daha garibi:

Ben başka ne olabilirim?

Ne olmak istiyorum?
Ne olmak istemiyorum?
Gerçekten sevdiğim şeyler hangileri, bana öğretilmiş olanlar hangileri?
Sessiz biri miyim gerçekten, yoksa sadece uzun süre susturulmuş biri mi?
Kontrollü biri miyim, yoksa dağılmaktan korkan biri mi?

Doğaçlama bu sorulara cevap vermiyor.
Hatta tam tersine, daha fazla soru çıkarıyor.

Ama galiba mesele de bu.

Çünkü uzun zamandır ilk defa kendimi çözülmesi gereken bir problem gibi değil, keşfedilecek bir alan gibi hissetmeye başladım.

Bu çok küçük görünen ama insanın içini sessizce değiştiren bir şey.

Kendine biraz daha az sert davranmak gibi.
Her şeyi hemen tanımlamaya çalışmamak gibi.
Bir şeyi anlamadan da onun içinde kalabilmek gibi.

Belki gerçekten biraz daha az direnmek gerekiyor.
Biraz daha az kontrol etmeye çalışmak.

Ve biraz daha…

Su gibi olmak...

Sevimcan Kayayurt

Kendi halinde bir iletişim uzmanı

svg

What do you think?

It is nice to know your opinion. Leave a comment.

Bir Cevap Yazın

Loading
svg

Quick Navigation

  • 1

    Doğaçlamayla Geçen İki Ayın Sonunda