Doğaçlama eğitiminde dördüncü derse geldik.
Bu haftanın konusu:
hikâye anlatımı.
Yani artık sadece anlık sahneler değil,
birlikte bir şey kurma, bir yere varma, bir şeyi tamamlama meselesi.
Kulağa çok organize geliyor.
Değil.
Hikâye Yazmak: Kontrolü Kaybetmenin En Organize Hali
Derste bir hikâye yazdık.
Ama şöyle değil:
- biri yazdı, diğerleri baktı
- biri anlattı, diğerleri dinledi
Hepimiz:
- söyledik
- oynadık
- ekledik
- bozduk
- yeniden kurduk
Sadece yazmadık, hikâyenin başımıza gelmesine izin verdik.
Ve bu benim için biraz zor.
Çünkü ben hikâyeleri kontrol etmeyi seven biriyim.
Hikâye Seninle Başlar Ama Seninle Bitmez
Şunu çok net yaşadım:
Bazen hikâyeyi sen başlatıyorsun.
Bir cümleyle, bir fikirle, bir hareketle.
Ve o an bir kontrol hissi geliyor.
Ama sonra…
Başka biri devralıyor.
Başka bir yere götürüyor.
Hiç planlamadığın bir şeye çeviriyor.
Ve senin tek yapabildiğin şey şu: anda kalmak.
Hikâyenin nereye gittiğini yakalamak.
Oraya küçük bir şey eklemek.
Ve sonra bırakmak.
Bir sonrakine.
Bu çok tanıdık bir his…
Gerçek hayatta da:
- bir şeyi başlatıyoruz
- bir ilişkiyi, bir projeyi, bir süreci
Ama çoğu zaman sonu bizim kontrolümüzde olmuyor.
Öğrenmemiz gereken şey;
Kontrol etmek değil, devam ettirebilmek.
Hikâye Aslında Kimsenin Değil
İyi bir doğaçlama hikâyesinde kimse “benim fikrim” demiyor.
Çünkü o fikir:
- başkasından geliyor
- başkası büyütüyor
- başka bir yerde evriliyor
Ve bir noktada artık kimseye ait olmuyor.
Bu çok güzel bir şey.
Boşluk Nesneleriyle Yaşamak (Evet, Gerçekten)
Bir önceki dersin konusu olan boşluk nesneler artık hayatımın her yerinde.
Bir gün evde…
hiçbir sebep yokken…
salonun ortasına bir masa koydum.
Gerçek değil.
Ama benim için vardı.
Ve ben:
- etrafından dolandım
- çarpmamaya dikkat ettim
- bazen oradaymış gibi baktım
Bir noktada kendime şunu sordum:
“Ben iyi miyim?”
Ama Sonra Şunu Fark Ettim
Hayatımda zaten bir sürü “boşluk nesnesi” varmış.
- kafamda kurduğum senaryolar
- hiç yaşanmamış konuşmalar
- gelecekte olacakmış gibi düşündüğüm şeyler
Hepsi… görünmez ama gerçek gibi.
Ben zaten uzun zamandır hayali şeylerle yaşıyormuşum.
Sadece ilk defa bunun farkına vardım.
Kaos ve Hikâye
Son zamanlarda hayatım biraz… dağınık.
- planlar tutmuyor
- işler beklediğim gibi gitmiyor
- bazı şeyler kontrolüm dışında ilerliyor
Ve ben normalde bundan hiç hoşlanmam.
Ama doğaçlama sayesinde şunu öğreniyorum:
Belki de hayat zaten bir hikâye gibi akıyor.
Ve ben sürekli şöyle yapıyorum:
“Bu sahne böyle olmamalıydı.”
Doğaçlama Şunu Diyor
“Oldu. Şimdi ne yapacaksın?”
Bu çok sert.
Hikâye Kurmak vs Hikâyeye Güvenmek
Hikâyeyi zorla kurmaya çalıştığında:
- kasılıyor
- yapaylaşıyor
- akmıyor
Ama bıraktığında:
- kendiliğinden geliyor
- sürpriz yapıyor
- bazen saçmalıyor ama çalışıyor
Yani mesele hikâyeyi kontrol etmek değil, hikâyeye güvenmek.
Yeni Bir Kelime: Çocuk Gibi Oyun Oynamak
Bugün hayatıma yeni bir ifade girdi:
“çocuk gibi oyun oynamak.”
Ama böyle hafif, yüzeysel bir şey değil.
Gerçekten:
- kendini tutmadan
- doğru mu yanlış mı düşünmeden
- komik mi görünüyorum diye hesap yapmadan
oynamak.
Çocuklar oyun oynarken:
- plan yapmaz
- sonucu düşünmez
- “mantıklı mı?” diye sormaz
Sadece oynar.
Ve biz büyüdükçe bunu bırakıyoruz.
Yerine:
- kontrol
- analiz
- filtre
geliyor.
Bugün sahnede kısa bir an oldu.
Düşünmeden, hesaplamadan, sadece oynadım.
En iyi anlarımdan biriydi.
Dersin Özeti (Biraz Dağınık Ama Doğru)
- Hikâye birlikte yazılır
- Başlattığın şey seninle bitmez
- Boşluk nesneleri hayatın her yerinde
- Kontrol etmek yorar
- Güvenmek daha az yoruyor (şimdilik)
- Ve çocuk gibi oynamak… unutulmuş bir kas
Dördüncü dersten sonra hayatımda iki şey oldu;
- Artık evde hayali bir masa var
- Kaos biraz daha katlanılabilir
Galiba kabul etmeye başlıyorum:
Her şey planladığım gibi gitmek zorunda değil.
Bazen sahne değişebilir, kişiler, olaylar saçma bir olay örgüsüne girebilir.
Ve bazen…
en iyi yapabileceğin şey sadece şu:
Oynamaya devam etmek. Çünkü durup kontrol etmeye çalıştığın anda zaten oyun bitiyor.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.