Doğaçlama eğitiminde ikinci derse geldik.
Ve bu haftanın konusu:
Kabul etmek.
İlk başta kulağa çok kolay geliyor.
Hatta biraz fazla kolay:
“E tamam, kabul ederim yani. Ne var ki bunda?”
…varmış.
“Ama” Deme Refleksi
Dersin daha başında şunu fark ettim:
Ben aslında sürekli “ama” diyen bir insanım.
Sahnede biri bir şey söylüyor, benim beynim hemen şöyle çalışıyor:
- “Ama öyle olmaz ki…”
- “Ama bu mantıksız…”
- “Ama şimdi bunu nasıl oynayacağız…”
Yani teknik olarak doğaçlama yapıyorum ama iç sesim tam bir proje yöneticisi.
Spoiler: Bu çok işe yaramıyor.
Kabul Etmek = Katlanmak Değil
Dersin en önemli farkındalığı şu oldu:
Kabul etmek, katlanmak değil.
Yani biri sahnede sana saçma bir şey verdiğinde:
“Tamam ya neyse” diye geçirmek değil.
Gerçekten almak.
Gerçekten inanmak.
Ve onunla bir şey yapmak.
Mesela biri sana dedi ki:
“Sen benim 20 yıldır kayıp olan papağanımsın.”
Normal hayatta vereceğin cevap:
“Pardon??”
Ama sahnede:
“Evet… ve geri dönmem biraz zaman aldı çünkü korsanlarla yaşadım.”
İşte burada bir şey oluyor.
Ekip Arkadaşını “Kurtarmak”
Kabul etmenin bir diğer boyutu da bu:
Karşındaki insanı düşürmemek.
Biri sahnede tökezlediğinde, saçma bir şey söylediğinde ya da boşluğa düştüğünde iki seçeneğin var:
- ya onu yalnız bırakırsın
- ya da tuttuğu yerden devam ettirirsin
Ve ilginç olan şu:
Herkes birbirini kurtarmaya çalışıyor.
Bu bana biraz garip geldi.
Çünkü alışık olduğumuz dünya biraz daha… farklı.
Saygı: Sahnede Başlayan Bir Şey
Kabul etmek aslında saygının başka bir hali gibi.
- fikre saygı
- insana saygı
- sürece saygı
Biri bir şey söylediğinde:
“Bu saçma” demek yerine
“Bununla ne yapabiliriz?” demek
Bu küçük fark bütün oyunu değiştiriyor.
Zor Olan Kısım: Kontrolü Bırakmak
Kabul etmek aslında şunu gerektiriyor:
Kontrolü bırakmak.
Çünkü kabul ettiğin an:
- yön değişebilir
- hikâye saçma bir yere gidebilir
- sen planladığın şeyi oynayamazsın
Ve sanırım en zor kısım bu.
Günlük Hayata Küçük Bir Transfer
Ders sırasında bir an şöyle düşündüm:
Biz bunu neden normal hayatta yapmıyoruz?
- biri bir fikir söylüyor → “ama”
- biri bir şey anlatıyor → “ama aslında…”
- biri bir şey öneriyor → “ama bu zor”
Sanki refleks olarak kesiyoruz.
Belki de biraz daha “evet, ve…” demek gerekiyor.
Dersin Özeti (Kısa ve Acı)
- Kabul etmek kolay değil
- “Ama” demek çok kolay
- İnsanlar düşürülmek istemiyor
- Ve birlikte bir şey kurmak, tek başına haklı olmaktan daha iyi
İkinci dersten çıktığımda şunu düşündüm:
Ben aslında iyi bir dinleyici olduğumu sanıyordum.
Değilmişim.
Çünkü dinlemek sadece duymak değilmiş.
Kabul etmekmiş.
Ve sanırım bu işin en garip kısmı şu:
Sahnede öğrendiğin şeyler,
yavaş yavaş hayatına sızmaya başlıyor.
Biraz tehlikeli.
Ama güzel.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.