Bozkır, karanlığı yutuyordu. Ay görünmüyordu. Yalnızca uzaklarda titreyen sönük bir ışık… belki bir kamp ateşi, belki de başka bir şey. Kağan, o ışığa doğru yürüyordu. Her adımı, kar altında gizlenmiş taşlara çarpıyor, dizleri her seferinde biraz daha sızlıyordu. Ve sonra kan kokusunu aldı. İlk önce metalik, hafif, sonra giderek keskinleşen o koku. Burnunun direğini yakan





