Kağan, ateşin başında oturuyordu. Alevler çıtırtıyla yanıyordu ama ısı vermiyordu; sadece bir ışık, o kadar. Bozkırın ortasında tek başına, elindeki eğri kemikten yapılmış tılsımı döndürerek oturuyordu. Parmakları ince, damarları belirgindi; bir zamanlar güçlü olan bir adamın çökmüş hali. Kağan’ın yüzü yaralarla doluydu. Eski kesikler, bıçak izleri, belki de kendi elleriyle açtığı yaralar. Fısıltılar… Sürekli fısıltılar.





