Bazı insanlar fazla hissetmekten şikâyet eder. Dram, iniş çıkış, kalp kırıklığı, gözyaşı… Full paket.
Benim gibiler ise daha “minimalist” bir deneyim yaşar: duygular var ama menü yok. İşte buna duygusal körlük (aleksitimi) diyoruz. Hayatımın küçük bir özeti 🙂
Yani olay şu: Sistem çalışıyor ama kullanıcı arayüzü yok. İçeride bir şeyler oluyor, ama sen sadece “bir şey oldu galiba” diyorsun. Tebrikler, premium ama anlaşılmaz bir paket kullanıyorsun.
Peki bu durum gerçekten kötü mü? Yoksa modern dünyanın gereksiz hassasiyetine karşı geliştirilmiş bir savunma mekanizması mı?
Spoiler: İkisi de.
–Aleksitimi ile ilgili daha detaylı bir yazı yazmıştım, şurada bulabilirsin. Benzer durumlar yaşıyorsan benimle iletişime geçebilirsin, kendimi anlamasam da seni anlamak için elimden geleni yaparım.–
Bu yazıda biraz daha hayatımı nasıl etkilediğini anlatacağım.
Avantajlar: Duygusal “Sessiz Mod”un Parlak Tarafı
Evet, yanlış duymadın. Bu işin bazı avantajları var. Hem de öyle “kişisel gelişim kitabı” tarzı değil, bayağı pratik avantajlar.
1. Kriz Anlarında Soğukkanlılık
İnsanlar panikler, ağlar, dağılır.
Sen? Excel tablosu gibi sakin.
Aşırı duygusal yük altında sistem çökmez, çünkü zaten duygusal yükü tam olarak işlemiyorsun.
Bir nevi insan formunda “low battery mode”.
2. Duygusal Dramdan Muafiyet
Toksik ilişkiler mi?
Aşırı romantik beklentiler mi?
Gereksiz kırılmalar mı?
Hepsi sana bir tık daha az etki eder. Çünkü diğer insanların yaşadığı o “duygusal tsunami”, sende daha çok “hafif nem” seviyesinde kalır.
3. Mantık Odaklı Karar Verme
Duygular karar mekanizmasını sabote edebilir.
Senin sistemde o sabotaj yazılımı pek aktif değil.
Sonuç:
- Daha rasyonel seçimler
- Daha az “neden böyle yaptım ya?” anı
- Daha az pişmanlık (çünkü zaten ne hissettiğini tam bilmiyorsun)
4. Duygusal Dayanıklılık (Biraz Tuhaf Ama Gerçek)
Zor şeyler olur.
Hayat saçmalar.
İnsanlar hayal kırıklığı yaratır.
Ama senin sistemin şöyle der:
“Hmm. Noted.”
Bu bir güç mü, yoksa eksiklik mi?
Duruma göre değişir. Ama kesin olan şu: kolay kolay yıkılmazsın.
Dezavantajlar: İşte O “Küçük” Yan Etkiler
Tabii ki her şey güllük gülistanlık değil.
1. Ne Hissettiğini Bilmemek
Klasik soru: “Şu an ne hissediyorsun?”
Sen:
“…iyi miyim kötü müyüm emin değilim ama bir şey var.”
Bu durum sadece kafa karıştırıcı değil, aynı zamanda yorucu. Çünkü insanlar senden netlik bekler, sen ise içsel bir sisin içindesindir.
2. İlişkilerde Mesafe
İnsanlar bağlantı ister.
Duygusal paylaşım ister.
“Beni anlıyor musun?” sorusuna bir şeyler duymak ister.
Sen ise genelde:
- Anlamaya çalışırsın ama kelime bulamazsın
- Tepki vermezsin ya da geç verirsin
- “Soğuk” ya da “mesafeli” etiketini yersin
İşin ironik kısmı: Umursamıyor değilsin. Sadece ifade edemiyorsun.
3. Bedenin Konuşur, Sen Anlamazsın
Duygular kaybolmaz. Sadece şekil değiştirir.
- Mide ağrısı
- Baş ağrısı
- Sürekli yorgunluk
- Nedensiz huzursuzluk
Bunlar genelde “duygu = beden versiyonu”.
Yani zihnin sustuysa, beden mikrofonu devralır.
4. Gecikmeli Duygular
Bazen hiçbir şey hissetmezsin.
Sonra alakasız bir anda… pat.
- Aylar sonra gelen üzüntü
- Beklenmedik bir anda gelen öfke
- Anlamsız görünen bir tetiklenme
Sistem güncellemeyi geç yükler.
5. Kendine Yabancılaşma
Belki en rahatsız edici kısım bu.
İnsan normalde kendini şöyle tanımlar:
“Ben üzgünüm”, “ben mutluyum”, “ben heyecanlıyım”.
Sen ise:
“Ben… varım.”
Ama içeriği net değil.
Bu da zamanla şöyle bir his yaratabilir:
“Kendimi tam tanımıyorum.”
Süper Güç mü, Sistem Hatası mı?
Duygusal körlük, boşluk gibi görünür ama aslında doludur.
Sadece etiketleri yoktur.
Ve bazen, özellikle büyük kayıplardan sonra, bu durum daha da belirginleşir.
Çünkü hissetmek çok ağırdır.
Ve beyin der ki: “Not today!”






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.