Doğaçlama eğitiminde üçüncü derse geldik.
Ve bu hafta sahnede aslında var olmayan şeylerle tanıştık.
Yani teknik olarak:
hiçbir şey yoktu.
Ama biz:
- kapı açtık
- bardak tuttuk
- telefonla konuştuk
- hatta bazı noktalarda hayali eşyalarımızı kaybettik
Ve kimse “ortada hiçbir şey yok” demedi.
Çünkü vardı.
Boşluk Nesnesi: Olmayan Şeyi Gerçek Yapmak
Bugünün en kafa açan konusu buydu:
boşluk nesnesi.
Yani sahnede gerçekten olmayan bir nesneyi varmış gibi kullanmak.
Ama şöyle değil:
“Ehehe burada bir bardak varmış gibi yapıyorum.”
Hayır.
Gerçekten:
- o bardağın ağırlığını hissetmek
- aynı yerden almak
- aynı yere bırakmak
Yani kendini kandırmak değil,
kendini ikna etmek.
Ve ilginç olan şu:
Sen inanırsan, karşı taraf da inanıyor.
Bir noktadan sonra seyirci de inanıyor.
Odak: Dikkatin Gittiği Yer Gerçekleşiyor
Sahnede nereye bakarsan, orası var oluyor.
Eğer hayali kapıyı açıyorsan ama gözün başka yerdeyse…
o kapı yok.
Ama gerçekten oraya bakarsan:
hepimiz o kapıyı görüyoruz.
Odak sadece dikkat değilmiş.
Gerçeklik kurma aracıymış.
Biraz korkutucu ama etkileyici.
“Mış Gibi Yapmak” Ama Gerçekten Yapmak
Bu kısım çok ironik.
Çünkü hepimiz hayatımız boyunca “mış gibi yapmayı” öğrendik.
Ama doğaçlamada olay şu:
Gerçekten yapar gibi yapmak.
Yani:
- yarım değil
- üstünkörü değil
- “idare eder” değil
Tam.
Bir şeyi içmeden “içmiş gibi yapmak” ile
gerçekten içiyormuş gibi yapmak arasında fark varmış.
Ve bu fark… çok belli oluyormuş.
Eğer:
- ağır bir şey taşıyormuş gibi yapıyorsan ama vücudun rahatsa
- yaşlı bir karakter oynuyorsan ama bedenin gençse
…hikâye düşüyor.
Bir Anda Her Şey Olmak
Bugün sahnede her şey oldum.
Bir nesne oldum, bir karakter oldum, birinin hikâyesinde bir şey oldum.
Aslında gerçek hayatta da hep biraz böyle yaşamışım.
Birileri bana bakmış ve bir şey görmüş.
Ve ben çoğu zaman o olmuşum.
- birinin gözünde “güvenilir”
- birinin gözünde “yaratıcı”
- birinin gözünde “fazla”
- birinin gözünde “yetersiz”
Kim bende neyi gördüyse, bir noktada ona dönüşmüşüm gibi.
Bugün sahnede de aynısı oldu.
Biri bana bir şey verdi ve ben onu kabul ettim.
Ve bir anda… o gerçek oldu.
Bu biraz rahatsız edici.
Ama bir o kadar da açıklayıcı.
Biz normal hayatta zaten sürekli “mış gibi” yapıyoruz.
- iyiymiş gibi
- dinliyormuş gibi
- ilgileniyormuş gibi
Ama doğaçlamada bu çalışmıyor.
Çünkü burada:
- yarım ilgi yok
- yarım hareket yok
- yarım gerçeklik yok
Ya içindesin ya değilsin.
Küçük Ama Tehlikeli Bir Sonuca Ulaştım
Üçüncü dersten çıkarken aklımda şu vardı:
Gerçeklik aslında biraz… anlaşma gibi.
Sen inanırsan
karşındaki inanır
ve bir anda olmayan şeyler var olur.
Bu sadece sahne için mi geçerli emin değilim.
Dersin Özeti (Minimal Ama Net)
- Boşluk nesnesi: olmayanı var etmek
- Odak: baktığın yer gerçek olur
- Mış gibi yapmak: gerçekten yapmak
Bugün elimizde hiçbir şey yoktu.
Ama bir şekilde:
- nesneler vardı
- mekânlar vardı
- hikâyeler vardı
Ve sanırım en ilginç kısmı şu:
Hayatın büyük bir kısmı da böyle olabilir.
Ortada çok şey yok.
Ama biz anlam yüklüyoruz.
Ve bir anda… gerçek oluyor.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.