Romantik İlişkilerde Duygusal İstismar Anatomisi
Aşk güzel şey. Kalbin hızlı atar, biri “canım” dediğinde midene kelebekler iner, bazen de o kişi seni o kadar etkiler ki kendini baştan yaratmaya bile çalışırsın. Ama bazen işte, aşk sandığın şey; seni kendine yabancılaştıran, özgüvenini söndüren ve ruhunu kemiren bir sessiz savaşa dönüşebilir.
Çünkü romantik duygusal istismar, kırmızı güllerle gelir. Seni sevdiğini söyleyerek sınırlarını yok eder.
Duygusal İstismar Nedir?
Duygusal istismar, bir partnerin diğerini kontrol etmek, yönlendirmek, değersizleştirmek ya da kendisine bağımlı hale getirmek için uyguladığı psikolojik taktiklerin bütünüdür. Fiziksel şiddet yoktur ama ruhsal sarsıntı şiddetlidir. Genellikle kendini belli etmez; çünkü istismarcı “ben böyleyim ve ben böyle seviyorum” diyerek tüm sınır ihlallerini romantize eder.
Bu yüzden en tehlikelisi: “Beni bu kadar seven biri, bana zarar veriyor olabilir mi?” sorusunu kendine sormaya başladığın andır.
7 Temel Kırmızı Bayrak
- Arkadaşlarını küçümser, seni yalnızlaştırır.
- Sürekli kendini açıklamak zorunda hissedersin.
- Kendi duygularını sorgulaman istenir: “Abartıyorsun./Mantıksızsın.”
- Özür dilemek senin görevin gibi olur, onun değil.
- Her şeyin “senin yüzünden” olduğuna ikna edilirsin.
- Sen değişmeye çalışırsın, o sadece daha çok talep eder.
Ve bir gün kendine bakarsın:
Ne düşündüğünden emin değilsin.
Ne hissettiğinden de.
GASLIGHTING: Gerçekliği Çarpıtmanın Sanatı
Gaslighting, istismar eden kişinin seni sürekli olarak kendi algından şüphe ettirmesidir.
Zihin işgali gibidir. Senin gerçeğine saldırır.
Nasıl anlaşılır?
- “Ben öyle demedim.”
- “Sen hayal görüyorsun.”
- “Çok abartıyorsun.”
- “Zaten seninle konuşulmuyor.”
Zamanla neye inandığını bilemez hale gelirsin.
Kendi hafızanı, duygunu ve sezgini inkâr edersin.
Ve daha kötüsü: Onun senin yerine düşünmesine izin vermeye başlarsın.
Sessiz Cezalandırma: Kelimelerle Değil, Yokluğuyla Döver
Tartıştınız. Derdini anlattın. Sınır çizdin.
Ve o… bir anda sustu.
Cevap yok. Göz teması yok. İletişim yok.
Sen “Ben yanlış mı yaptım?” diye kıvranırken, o kendi sessizliğini bir silah gibi kullanır.
Bu teknik çok yaygındır. Ve şunları amaçlar:
- Seni kontrol etmek
- Suçluluk yüklemek
- Özür dilemeni sağlamak
- Gücü eline almak
Ve sen, en sonunda konuşsun diye önce özür dilersin, sonra sınırından vazgeçersin.
Ama bil ki; bu, bir iletişim biçimi değil. Bir cezalandırma yöntemidir.
Travma Bağı: Zarara Bağlanmak
Travma bağı, istismarcının sana hem zarar verip hem de “iyileştirici” rolü oynamasıyla oluşur.
Yani önce seni kırar, sonra “seni en iyi o anlar.”
Ve bu döngüde sen kendine değil, onu kaybetmemeye yatırım yaparsın.
Aşkla acı karışır.
Sınırla özveri karışır.
Ve sen artık kendi tarafında olamaz hale gelirsin.
Toksik Kişilikler: Sevgiyi Kontrol Etme Aracı Gibi Görenler
Bu manipülasyonların çoğu bazen narsistik eğilimler, bazen bağımlı kişilik yapısı, bazen de iyileşmemiş travmalarla ilgilidir.
Ama bilmen gereken şu:
Neden toksik olduğu değil, sana nasıl hissettirdiği önemlidir.
Eğer sürekli:
- Kendini suçlu hissediyorsan,
- Hep affeden tarafsan,
- Kendi iç sesini bastırıyorsan,
- Onun ilgisini almak için fazladan çaba sarf ediyorsan,
…orada sevgi değil kontrol vardır.
Kendine Sorman Gereken 5 Soru
- Bu ilişkide “ben” kalabildim mi?
- Eleştirilmekten ya da susturulmaktan korkuyor muyum?
- Onu kaybetmekten çok, kendimi kaybetmekten korkmalı mıyım?
- Tartışmalarda hep ben mi özür diliyorum?
- Gerçekten sevilmiş gibi mi hissediyorum, yoksa sadece vazgeçilmez hissettirilip bağımlı mı kılınıyorum?
Sağlıklı İlişki Nasıldır?
- Suçlulukla değil, güvenle bağ kurulur.
- Kontrol değil, saygı vardır.
- Sınır koyduğunda terk edilmekle tehdit edilmezsin.
- Karşılıklı büyüme için alan tanınır.
- Sessizlik ceza değil, gerekliyse bir iyileşme arasıdır.
Son Söz: Aşk Acı Çekmek Değildir
Aşk, özgür bırakır. (Bunu çok sevdiğim bir arkadaşım söylemişti, o günden beri bu sözü hayatımın temeline koydum.)
Aşk, korkutmaz.
Aşk, susturmaz.
Aşk, seni sen yapan şeyleri sever; değiştirmek istemez.
Eğer bir ilişki seni kendinden uzaklaştırıyorsa, o bir aşk değil, bir terk edilme korkusudur.
Ve unutma: Kendine sadık kalan, bir gün gerçek sevgiyi mutlaka bulur.
Kalbimiz Kırılacak… Ama İyileşecek.
Belki çok sevdik. Kırıldık evet, hem de en içten yerimizden. Ama kalbin kırılması, onun sonsuza dek parçalanması değil; bazen yeniden şekillenmesi demektir. Her çatlak, içinden ışık sızan bir yerdir artık. Ve biz iyileşirken, bir şeyi daha unutmamalıyız: Sevdiğimiz insanın kalbi de bizim kadar kıymetlidir. Kendi sınırlarımızı çizerken onun duygularını da görmeli, kendi kalbimizi korurken onunkini de incitmemeye çabalamalıyız. Çünkü sevgi, sadece almak değil; birbirinin kırılgan yerlerini sakince tutabilmektir. Kalpler kırılır, ama şefkatle tutulursa iyileşir. Ve bazen en büyük aşk, önce kendine sonra başkasına zarar vermemeyi öğrenmektir.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.