Loading
5 Şubat 2026 / Sevimcan KAYAYURT

Yarın 6 Şubat

svg157

ve biz hâlâ “sonra” diyoruz

Yarın 6 Şubat.
Bir yıl dönümü daha. Takvimde küçük bir sayı değişimi. Hayatta ise kapanmayan kocaman bir çatlak.

O sabah saat kaçtı, hatırlıyoruz.
Hangi haberle uyandık, hatırlıyoruz.
Kime ulaşamadığımızı, kimin sesini bir daha duyamadığımızı… onu da hatırlıyoruz.

Ama garip bir şey oldu.
Hayat devam etti.

Ve biz, her şeyi ertelenebilir sandığımız hayata kaldığımız yerden devam ettik.

Çünkü biz böyleyiz. Büyük felaketlerden sonra birkaç gün çok “farkında” oluruz. Sarılırız, ağlarız, “hayat çok kısa” deriz. Sonra pazartesi gelir. Mail gelir. Toplantı başlar. Ve yine “yarın ararım”, “bir ara görüşürüz”, “şu dönem çok yoğunum” cümlelerine geri döneriz.

Deprem bize neyi öğretti diye soruluyor ya bazen…
İzin verirseniz dürüst olayım:
Hiçbir şey öğrenmedik. Sadece korktuk.

Korku geçtiğinde eski hâlimize döndük. Çünkü farkındalık zahmetlidir. Yüzleşmek yorucudur. “Keşke” dememek için bugün bir şey yapmak ise cesaret ister.

Oysa deprem bize çok net bir şey söyledi:
Planladığımız hayatın bize hiçbir borcu yok.

Biz hâlâ “bir gün” diye konuşuyoruz.
Bir gün söyleyeceğiz.
Bir gün gideceğiz.
Bir gün affedeceğiz.
Bir gün yaşayacağız.

Sanki zaman bizimle bir sözleşme imzalamış gibi.

Sanki sevdiklerimiz hep aynı yerde duracakmış gibi.
Sanki bedenlerimiz, şehirlerimiz, evlerimiz, sabahlarımız garanti kapsamındaymış gibi.

3 yıl geçti.
Bazıları için sadece 3 yıl.
Bazıları için bir ömür eksik.

Ve en acı tarafı ne biliyor musunuz?
Biz hâlâ küçük şeyleri büyütüyor, büyük şeyleri erteliyoruz. Hâlâ egomuzu haklı çıkarmaya, kırgınlıklarımızı beslemeye, sevmediğimiz hayatları “şimdilik” yaşamaya devam ediyoruz.

Deprem bize şunu bağırarak söyledi aslında:
“Şimdi” diye bir zaman var.
Ve bazen o, elimizden alınıyor.

Kendimizi kandıralım;
Merak etmeyin, daha çok zaman var sanmaya devam edebiliriz. Zaten insan dediğin, başına gelmeyene kadar her şeyi abartı bulur. Ölüm başkasının haberidir. Kayıp başkasının acısı. Hayat hep yarın başlar.

Sonra Bazı Şeyler Başına Geliyor

Üç ay önce kardeşimi kaybettim.

Bunu yazmak bile zor. Kardeşini kaybettiğinde zaman durmuyor; sadece anlamsızlaşıyor. Günler geçiyor ama sen ilerlemiyorsun. Hayat akıyor, sen kenarda kalıyorsun.

İşte o zaman “hayat çok kısa” cümlesi klişe olmaktan çıkıyor.
Canını acıtan bir gerçek oluyor.

Bir daha arayamayacağım bir numara var artık.
Bir daha tamamlanmayacak cümleler.
Birlikte yaşlanacağımı sandığım bir ihtimalin yok oluşu.

O andan sonra hiçbir “sonra” masum gelmiyor.

Keşkeler çok sessiz geliyor bu sefer. Bağırmıyorlar. Oturup yanına usulca yerleşiyorlar. Ve sana şunu söylüyorlar:
“Daha fazla vaktin var sandın.”

Ben sandım.

Şimdi biliyorum ki hayat kısa değil sadece. Kırılgan.
Sevdiklerini aramak için bir neden gerekmez.
Mutlu olmak için mükemmel zaman gelmez.
“Keşke” dememek için mucize yaşanmaz.

Yarın 6 Şubat.
Bir yıl dönümü değil sadece.
Hatırlamak için son çağrı da değil. Çünkü biz hatırlıyoruz zaten.

Asıl mesele şurada:
Hatırladığımızla ne yaptığımız.

Ben yarın bir dakika duracağım.
Sessizce.

Sonra hayatı “sonra”ya bıraktığım her anı düşüneceğim.
Söylenmeyen cümleleri, ertelenen sevgileri, gereksiz kırgınlıkları.

Ve kendime şunu hatırlatacağım:
Hayat uzun bir taslak değil.
Düzeltme şansı her zaman gelmiyor.

Belki de bu yüzden…
Sevdiklerimizi şimdi sevelim.
Yaşamak istediklerimizi şimdi yaşayalım.
Susmamız gerekmeyen yerde susmayalım.

Çünkü bazı sabahlar hiç gelmeyecek…

Sevimcan Kayayurt

Kendi halinde bir iletişim uzmanı

svg

What do you think?

It is nice to know your opinion. Leave a comment.

Bir Cevap Yazın

Loading
svg

Quick Navigation

  • 1

    Yarın 6 Şubat