sevimcan
Sinema2 dk592 okuma

One Shot Bir Hayal: Çekimden Önceki Kısa Film

Önce kısa filmlerin neden bu kadar güçlü olduğunu konuştuk. Ardından kısa film çekmenin o tatlı–sert gerçeklerine girdik: az süre, yüksek yoğunluk, affetmeyen detaylar… Şimdi hikâye doğal olarak buraya geliyor. Çünkü bir noktada insan sadece izlemekle yetinemiyor. “Ben olsam nasıl yapardım?” sorusu sessizce büyüyor.

Ben olsam, kısa filmim büyük ihtimalle one shot olurdu. Baştan sona tek nefes. Kesmesiz, kaçışsız. Ve evet—senaryoyu yazdım. Henüz çekim yok, kamera açılmadı, ışık kurulmadı. Ama tam da bu yüzden bu aşama, bütün sürecin en canlı hâli.

Şu an film, yalnızca kâğıt üzerinde var. Ve bu bana iyi geliyor. Çünkü çekimler başlamadan önceki bu zaman, filmin hiçbir şeye hesap vermediği tek yer. Ne süre baskısı var, ne mekân derdi, ne de “bunu nasıl çekeriz?” paniği. Hikâye hâlâ saf.

One shot bir senaryo yazarken zamana karşı yazıyorsun aslında. Diyalog sadece ne söylendiğiyle ilgili değil; ne kadar sürdüğüyle ilgili. Bir suskunluk kaç saniye taşınabilir, seyirci nerede huzursuz olur, karakter ne zaman konuşmayı bırakmalı… Bunları masa başında, defalarca düşünüyorsun. Aynı sahneyi tekrar tekrar yazmak hiç sıkmıyor beni. Çünkü her yeniden yazımda hikâye biraz daha sadeleşiyor, biraz daha bana yaklaşıyor.

Kısa film bana hep şunu düşündürüyor: Büyük duygular yüksek sesle gelmek zorunda değil. Yazarken yaşadıklarım bu senaryoya bağırarak girmedi. Daha çok boşluklardan sızdı. Cümlelerin yarım kalışında, gereksiz bir bakışta, karakterlerin bir odadan çıkmayıp kapıda durmasında. Yazmayı sevmemin sebebi de bu. Orada her küçük ayrıntıya hükmedebiliyorum.

Ama bu kontrol hissi geçici. Bunu da biliyorum. Çünkü çekim dediğin şey, yalnız yapılan bir iş değil. Özellikle one shot’ta. Kamera arkasındaki kişi sadece kadrajı tutmaz; sahnenin nabzını tutar. O yüzden bu filmi en yakın arkadaşlarımla çektiğimi hayal ediyorum. Yanımda beni tanıyan, sessizliğimi anlayan, hata yaparsak birlikte gülüp yeniden başlayabileceğim insanlar olacak. Yazarken tek başımaydım ama çekimde yalnız kalmak istemiyorum.

Şu an yaptığım şey aslında bilinçli bir bekleyiş. Prova hayalleri var, evet. Sahnenin nerede nefes alacağı, kimin hangi kelimede duraksayacağı kafamda dönüyor. Ama henüz kamera açılmadı. Bu zamanı özellikle harcamıyorum. Çünkü once shot, başladığında karar ister. “Sonra bakarız” cümlesini sevmez. O yüzden çekim öncesi bu boşluk, filmin kendini toparladığı alan gibi.


Kısa film izlemekle başlıyor her şey.
Çekmenin zorluğunu kabul etmekle devam ediyor.
Ve en sonunda insan, kendi hikâyesine sessizce yaklaşırken buluyor kendini.

Film henüz çekilmedi.
Ama senaryo yazıldıysa, aslında bir şey çoktan başlamıştır.
Belki de kısa filmin en dürüst anı tam olarak burasıdır:
Henüz kamera çalışmıyor ama hikâye nefes almaya başladı…

Sevimcan KAYAYURT

Dijital dünyayı, sinemayı, sahneyi ve insanların birbirini neden bir türlü anlamadığını yazıyorum. Artık bir de mikrofonum var.

Bunu da okuyun

İletişim1.615 okuma

The Drama: Bir İnsanı Gerçekten Tanıyabilir Miyiz?

Bir Filmden Çok Bir Soru Bazı filmler izlenir. Bazıları hissedilir. Bazılarıysa insanın içine yerleşir ve haftalarca çıkmaz. The Drama benim için üçüncü kategoriye girdi. Filmin konusu aslında oldukça basit görünüyor. Evlilik hazırlığı…

Bir şey mi diyecektin?