İş Hayatında Duygusal İstismar ve Toksik Profesyonellik Üzerine
“Biz burada bir aileyiz.”
(Çeviri: Fazla mesai yap, fazla konuşma, fazla talep etme.)
İş yerleri artık sadece para kazanma yeri değil.
Bazen özgüvenin törpülendiği, bazen sabrın sinirle karıştığı, bazen de terfiden önce sağlığını kaybettiğin mekanlar haline geldi. Özellikle bir şeyler ters gidiyorsa ama tam olarak ne olduğunu bile anlatamıyorsan, muhtemelen “profesyonel görünümlü duygusal istismar”ın içindesin.
“Yaptığın Her Şey Normal, Ama Yeterli Değil.”
“Sunum güzeldi ama daha yaratıcı olabilirdin.”
“Zaten bunu yapman gerekiyordu.”
“Bu senin işin.”
İş yerindeki duygusal istismar, takdir etmeyerek başlar. Çünkü sürekli daha iyisi istenir.
Ama “yeterince iyi” tanımı asla yapılmaz.
Sen uğraşırsın, geliştirirsin, 40 parçaya bölünürsün.
Sonuç?
“Bu senin görev tanımında var zaten.”
Toksik patronlar seni büyütmez, seni yorar.
“Sen Çok Duygusal Davranıyorsun.”
Sen: “Bu dil bana kırıcı geldi.”
Onlar: “Biz burada duygularla değil, mantıkla çalışıyoruz.”
İş yerinde duyguların hakkında konuşmak = Zayıflık.
İtiraz etmek = Duygusallık.
Sınır koymak = Uyumsuzluk.
Böylece sen:
- Ne hissettiğini bastırırsın,
- Sesini kısmayı öğrenirsin,
- Ve sonunda kendi içinden şunu fısıldarsın:
“Belki de ben abartıyorum…”
Hayır.
Sen abartmıyorsun.
Onlar küçültmeyi sistem haline getirmiş.
Toksik Profesyonellik: Cool Görünümlü Soğuk Şiddet
Toksik iş ortamı bağırmaz.
Seni aşağılamaz bile bazen.
Ama seni yavaşça sessizleştirir.
- Toplantılarda sözün kesilir.
- Kararlar sen olmadan alınır.
- Başarının üstüne başkaları oturur.
- Eleştiri açık, takdir gizli olur.
Ve sonra şöyle derler:
“Burada egolarımızı değil, işimizi konuşuyoruz.”
Oysa senin ego değil, özsaygı ihtiyacın vardır.
Ve bir ortamda özsaygını koruyamıyorsan,
orada sadece iş değil, kendin de erirsin.
“Biraz Daha Kalabilir Misin?”
(Görev Tanımı: Gönüllü Kölelik)
Toksik iş ortamı, seni vicdanınla esir alır.
“Zaten sen olmasan yetişmezdi.”
“Sana güveniyoruz, o yüzden sana veriyoruz.”
“Ekibi yalnız bırakamayız, sen anlayışlısındır.”
“Sen bu şirkette bir şeyler olmak istemiyor musun?”
Bu sözler seni hem över, hem yorar.
Yükümlülük verilir ama yetki verilmez.
Senin zamanın, uykun, ailene ayıracağın saatler:
Şirketin “acil” işlerine feda edilir.
Ve sonra “iş-özel hayat dengesi” diye bir şeyi PowerPoint’te anlatırlar.
Sen ise mail’le yaşlanırsın.
“Hepimiz Zor Dönemden Geçiyoruz” Kartı
“Bütçemiz kısıtlı.”
“Zaten dünya krizde.”
“Bunu şimdi dile getirmek uygun değil.”
“Senin gibi düşünen başka kimse yok.”
Bu cümleler, taleplerini önemsizleştirmek için kullanılır.
Maaş zam mı?
Psikolojik güvenlik mi?
Daha insani bir tempo mu?
Hep sonra konuşulur.
Hep meşgulüzdür.
Hep kriz vardır.
Sanki senin sınırın değil de,
şirketin stokları tükeniyordur.
“Patronun Psikolojik İstilacı mı?” Testi
Her “evet” için 1 puan:
- Patronunun övgüleri yalnızca seni manipüle etmek için mi geliyor?
- Bir sorun söylediğinde üstü kapatılıyor veya sana çevriliyor mu?
- Sürekli fazla mesai “rica” ediliyor ama reddedince kötü mü hissediyorsun?
- Başarıların başkalarının hanesine yazılıyor mu?
- Toplantılarda susturuluyor ya da görmezden mi geliniyorsun?
- İş yükünle ilgili endişeni dile getirdiğinde “herkes aynı durumda” mı deniyor?
- Yanında ya da arkasından çalışanlara farklı davranıyor mu?
- Özel hayatına sarkıyor ama seninkini önemsemiyor mu?
- Taleplerin “sisteme aykırı” deyip bastırılıyor mu?
- Sürekli “gitmek mi, kalmak mı” arasında bocalıyor musun?
🔻 0–3 puan: Dikkatli ol, minik kırmızı bayraklar uçuşuyor.
🔻 4–6 puan: Bu profesyonellik değil, bastırılmış şiddet.
🔻 7 ve üzeri: Patron değil, ruh emici. Kendini kurtar.
İş Yerinde Sınır Koyma Mesajları Rehberi
- “Bu görev kapsamımda değil. Yardımcı olmak isterdim ama bu beni zorlar.”
- “Bu dili uygun bulmuyorum. Bu şekilde iletişim kurmak beni rahatsız ediyor.”
- “Bu saatten sonra gelen işleri bir sonraki gün önceliklendiriyorum.”
- “İhtiyacım olan geri bildirim açık, net ve çözüme yönelik olmalı.”
- “Yapabileceğim şeylerle ilgili netlik istiyorum, beklentiler belirsiz.”
- “Takdir edilmek benim için motivasyon kaynağı. Bunun görünür olması önemli.”
- “Bu işi yapmayı reddetmiyorum, sadece şartların konuşulmasını istiyorum.”
Final Söz:
Bu Kadar Yorulmak, Sadece İşin Değil Hayatın Bedeli Olmamalı
Her gün işe gitmek bir işe gitmekten fazlasına dönüştüyse, kendini yok saymaya, kırıklarını gizlemeye, duygularını susturmaya gidiyorsan…
Dur.
Bir an dur.
Çünkü mesele “çalışmak” değil.
Kendinden istifa etmek bu.
Hiçbir iş, senin:
- Özsaygına,
- Uykusuna,
- İyileşme ihtiyacına,
- Yaratıcılığına,
- Neşene,
- Ve hayat enerjine
mal olmamalı.
Ve eğer her akşam “Buna mecburum” diyerek yorgunluğuna yaslanıyorsan, belki de en çok kendine borçlusundur bu düzeni sorgulamayı.
İş yerleri, insan öğütme merkezleri değil.
Bir yerin seni büyütmediği yerde, sen küçülmek zorunda değilsin.
Belki o işi bırakmak cesaret ister.
Ama şunu unutma:
Kendini bırakmak daha büyük bir kayıptır.
Kendinizi bırakmayın.
Yalnızca “çalıştığınız” değil, aynı zamanda geliştiğiniz, beslendiğiniz ve gerçekten değer gördüğünüz bir iş hayatı mümkün. Uzmanlığınızı baskılayan değil parlatan, sizi yoran değil yücelten, sadece verimliliğinize değil insanlığınıza da alan açan insanlar var. Her iş yeri sömürmez, her yönetici küçümsemez, her ekip yarıştırmaz. Evet, belki bu yol inişli çıkışlı olacak. Belki kendinize hak ettiğiniz yeri açmak için önce bazı kapıları siz kapatacaksınız. Ama unutmayın: Sizinle çalışmaktan mutlu olacak insanlar, sizi takdir etmeye hazır ekipler ve sizi geliştirecek yollar gerçekten var.
Ve o yolları bulmak, bazen en cesur “hayır”lardan sonra başlar.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.