Rüzgâr, kuzeyden esiyordu. Kuru, yırtıcı, dişli bir rüzgâr. Bozkırın üzerindeki ince kar tabakası, sanki kemik tozlarıyla karışmış gibi griydi. Gökyüzü, sonsuz bir kurşun levha gibi ağırdı; ne bir kuş, ne bir ses — sadece bozkırın çıplak, ölü sessizliği.
Ve o sessizliği bozan, yalnızca tek bir şey vardı: Bir kürek sesi.
Toprağın içinden bir şey çıkarılıyordu.
İki adamdı onlar; yüzleri sargılarla kaplı, kışın ayazından korunmaya çalışan göçebeler. Ama bu iki adam ne avdaydı, ne de bir mezar kazıyordu. Aksine… bir mezarı açıyorlardı.
Kazdıkları çukur, sıradan bir mezar değildi. Taş levhalarla çevriliydi, üzerinde eski yazılar, runik işaretler. O işaretleri artık kimse okuyamazdı. Ancak yaşlı şamanlar, gece vakti ateş başında anlatırlardı bu tür yazıları; “Bunlar eski tanrıların mühürleridir” derlerdi. Ve her anlatının sonunda aynı cümle söylenirdi:
“Unutulanı uyandırma. Çünkü unutan, onunla birlikte çürür.”
Ama bu iki adam ya o sözleri unuttu, ya da paranın, açlığın ve umutsuzluğun onları sağır ettiği bir dünyadan gelmişlerdi.
Kazmaya devam ettiler.
Toprak biraz daha açıldıkça, içeriden bir koku yükseldi. Sıradan bir çürüme kokusu değil — daha eski, daha kadim, daha ilkel bir şey. Kan kokusu gibi ama içinde zamanın pası vardı.
Ve sonra, bir şey göründü.
Taş levhaların altından çıkan şey… bir maskeydi.
Simsiyah, taş gibi, ama taşı andırmayan bir yüzey. Üzerinde göçebe motifleri değil, çok daha eski, çok daha sert hatlı şekiller vardı. Göz boşlukları delik değildi. Maske, bir yüzü değil, bir hiçliği taşıyordu.
Bir anda rüzgâr durdu. Bozkır nefesini tuttu.
Adamların biri, maskeye uzandı. Eli titredi ama parmakları geri çekilmedi.
Ve tam o an, gözleri karardı.
Bir fısıltı duydu. Rüzgâr değil bu, kendi zihninin içinden gelen bir fısıltıydı:
“Beni unuttular. Sen hatırladın. Artık sen de unutulacaksın.”
Adamın parmak uçları, maskeye değdiği anda vücudu kıvrıldı. Kemikleri çatırdadı. Bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Öteki adam çığlık çığlığa geri kaçarken, onun gözleri çoktan siyaha dönmüştü.
Ve maskenin üzerindeki hiçlik, ilk nefesini aldı.
O gece, bozkırda ilk defa yıldızlar titredi. Çünkü unutulan bir tanrı uyanıyordu.
Devam edecek…






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.