Yılın sonuna yaklaşınca bende garip bir şey oluyor.
Sadece bende değil aslında; sanki dünya topluca yoruluyor.
Hepimiz aynı anda “yeter artık” diyoruz ama bir yandan da kendimizi yılın özetini çıkarırken buluyoruz.
Ben de her Aralık ayında aynı döngüye giriyorum:
Önce bir yorgunluk çöküyor, sonra bir hesaplaşma, ardından “ben ne yaşadım bu yıl?” sorgusu başlıyor.
Biriken duygularım raflardan kendini aşağı atıyor.
Bütün yıl boyunca dolapta sakladığım ne kadar acı, kayıp, umut, kahkaha varsa hepsi gözümün önüne diziliyor.
Ve evet…
Bu beni yoruyor.
Ama aynı zamanda iyileştiriyor.
Bu Yılın Bütün Ağırlığı Bir Anda Üzerime Çöküyor
Bu yıl da doluydu.
Kayıplar, darbeler, iyileşmeler, yeniden başlamalar, düşüşler ve kalkışlar…
Çokça kırıldım, çokça büyüdüm.
Bazı anlarda “dayanamayacağım” dedim, bazı günler kendimi hiç beklemediğim kadar güçlü buldum.
Yıl sonu yaklaştıkça tüm bu duygular daha belirgin hale geliyor.
Geçmiş geçmemiş gibi, anılar daha canlı gibi,
yokluklar daha görünür gibi geliyor.
Ama öğrendim ki:
Bu hesaplaşma kötü bir şey değil.
Bu aslında iyileşme için bir kapı aralığı.
Bu Ayın Sorusu?
“Peki sen bu yıl kim oldun?”
Cevaplar bazen acı veriyor, bazen gururlandırıyor.
Bazı insanlara iyi gelmişim, bazılarına fazla iyi gelmişim.
Bazı kapılar kapanmış, bazı yollar açılmış.
Bazı hayaller kırılmış ama içimde başka ışıklar yanmış.
Yani Aralık, benim için bir tür ruh muhasebesi ayı.
Korkutucu değil.
Sadece gerçek.
Ve Sonra Bir Şekilde Umut Sızıyor İçeri
Her yıl sonunda aynı şeyi fark ediyorum:
Ne yaşarsam yaşayayım içimde kalan bir kıvılcım var.
“Yeni yılda her şey daha iyi olacak” demiyorum, demek zorunda da değilim.
Ama “ben daha iyi olacağım” diyebiliyorum.
Bu küçük cümle bile insanı hayata bağlıyor.
Bu Dönemde Bana En Çok İyi Gelen Şey: Filmler
Bazen kendi acımı anlamak için başkalarının hikâyelerine bakmam gerekiyor.
Yasla, kayıpla, kaybolmuşlukla, yeniden başlamayla yüzleşen karakterleri izlemek…
Kendimi yalnız hissetmediğimi hatırlatıyor.
Yıl biterken, ruhumu toparlamak için dönüp dolaşıp bu filmlere sarılıyorum.
Her biri başka bir yerimi iyileştiriyor.
İşte bana iyi gelen, belki sana da iyi gelir dediğim filmler:
Yeni Yıla Umut Taşımak İçin
A Monster Calls (2016)
Acıyla yüzleşmenin en masalsı, en kırılgan hali.
The Broken Circle Breakdown (2012)
Aşk, kayıp, müzik…
Kalbi hem parçalayan hem birleştiren bir film.
Manchester by the Sea (2016)
Bazı yaraların geçmediğini ama yine de yaşamaya devam edilebildiğini hatırlatıyor.
The Secret Life of Walter Mitty (2013)
“Hayat beni zorladı ama ben yine de kendime doğru yürürüm” diyenlerin filmi.
The Farewell (2019)
Ailenin ağırlığını, vedaların sessizliğini derinden hissettiren bir hikâye.
About Time (2013)
Kayıp üzerinden hayatı sevmeyi yeniden anlatan bir film.
Küçük anların mucize olduğunu hatırlatıyor.
Rabbit Hole (2010)
Kayıpla nefes almaya çalışan insanların sessiz çabası.
Çok gerçek, çok insan.
Collateral Beauty (2016)
Sevgi, zaman, ölüm…
Üçüyle aynı anda kavga etmek zorunda kalanlara iyi gelen bir film.
Wild (2014)
İyileşmek için bazen tek yapman gereken şey yürümeye başlamaktır.
The Way (2010)
Yolculuk metaforu değil, tam anlamıyla bir ruh yolculuğu.
The Banshees of Inisherin (2022)
Biten ilişkiler ve yalnızlığın aslında dönüşüm başlangıcı olabileceğini gösteriyor.
Soul (2020)
Hayatı yeniden anlamlandırmak isteyen herkes için bir armağan.
Coco (2017)
Kaybedilenlerin aslında hafızamızda yaşadığını hatırlatıyor.
Sıcacık, iyileştirici.
Little Miss Sunshine (2006)
Hayat saçma da olsa, gülmek hâlâ mümkün.
The Pursuit of Happyness (2006)
“Zorluklar beni yordu ama beni yenemedi” hissi için birebir.
Bu yıl bana çok şey yaşattı.
Çok şey aldı, çok şey verdi.
Beni değiştirdi, kırdı, güçlendirdi.
Ama içimde hep bir yer var — en çok yorulduğumda bile ışığını kaybetmeyen bir yer.
Yeni yıl mucize yaratmak zorunda değil.
Küçük umutlara tutunabilir, kendimizi yeniden kurabilir, bir sonraki adıma cesaretle yürüyebiliriz.
“Bu yıl seni yordu, seni üzdü, seni değiştirdi…
Ama hâlâ buradasın.”






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.