Gotik Bir Canavar, Büyülü Bir Yönetmen ve Del Toro’nun “Ben olsam böyle dikerim” özgüveni üzerine bir inceleme
Frankenstein uyarlamaları sinema tarihinde öyle çok ki, artık yeni bir versiyon duyduğumuzda “Tamam, bu sefer de canavar influencer mı oluyor?” diye sormak alışkanlığa dönüştü. Ama söz konusu Guillermo del Toro olunca işler değişiyor; çünkü bu adam, eline bir canavar ver, sana karşılığında üç ödül ve gotik bir terapi seansı versin.
Bu yazıda, yeni yayınlanan Del Toro Frankenstein filmini hem klasik uyarlamalarla, hem de “biz bu hikâyeyi daha kaç kere göreceğiz?” iç çekişiyle harmanlayarak inceleyeceğiz.
Hazırsanız, dikmeye başlıyorum.
Del Toro’nun Frankenstein’ı: Canavarın Bile Kendini İyi Hissettiği Bir Evren
Klasik Frankenstein filmlerinde yaratık genelde şöyle görünür:
- Soluk ten
- “Ben buraya nasıl geldim?” bakışı
- Ve tabii ki estetikten 0 alan o ikonik cıvatalar
Del Toro’nun yaratığı ise… eh, hâlâ travmatik tabii. Ama Del Toro bu travmayı öyle bir süsleyip paketliyor ki, canavarın kendisi bile “Tamam, kötü olmuşum ama en azından sanatsal kötü” diyebiliyor.
Işıklar dramatik, renk paleti melankolik, duygular köşeli… Tam bir Del Toro üretimi.
Klasik Uyarlamalar vs Del Toro:
Bilim mi? Sanat mı? Dram mı? Evet.
1931 Universal versiyonu:
“Bilim kötü bir şeydir, sakın denemeyin, yoksa mahalleyi yakarlar.”
Yaratık: “Urrghh.”
Doktor: “Olamaz, kontrolü kaybettim.”
Del Toro versiyonu:
“Bilim, toplum, travma, yalnızlık, ebeveynlik, sınıf çatışmaları, varoluşsal sancılar, gotik romantizm, biraz daha travma ve tabii ki duygusal bir monolog…”
Yaratık: “Üzgünüm ama aynı zamanda kızgınım, ayrıca çok yalnızım; estetik açıdan güzel ışıklandırılmış bir yalnızlık bu.”
Doktor: “Aslında kontrolü hiç kaybetmedim, çünkü onu hiç tam olarak ele geçirmedim.”
Klasikler anlatıyı dümdüz verir.
Del Toro ise hikâyeyi alınca bir anda ‘Bu biraz fazla düz, ben bunu kendimce… keseyim, biçeyim, yeniden dike-yim’ moduna geçiyor.
Yani Frankenstein hikâyesinin bu versiyonu, adeta hikâyenin kendi dikiş setini Amazon’dan sipariş etmiş hâli.
Del Toro’nun Canavarları Her Zaman Bizden Daha İnsani, Maalesef.
Diğer uyarlamalarda yaratık korkulacak bir figürdür.
Del Toro’da?
“Biz bu yaratığa az önce mi üzülmeye başladık? Evet. Peki bunu yapmaya devam edecek miyiz? Kesinlikle.”
Del Toro’nun canavarları hep şöyle çalışır:
lk 5 dakika: “Ay korkunçmuş…”
- dakika: “Ama niye böyle olmuş…?”
- dakika: “Aslında suç onda değil ki…”
Final: “Toplum kötü, canavar değil!”
Bu Frankenstein’da da durum değişmiyor. Yaratık hem kırılmış, hem güzel çerçevelenmiş, hem de muhtemelen sizden daha iyi duygu yönetimi yapıyor.
Del Toro’nun Doktor Frankenstein’ı:
“Bilim insanıyım ama duygusal zekâsı düşük bir sanat öğrencisi gibi davranıyorum.”**
Klasik doktorlar kontrol manyağıdır.
Del Toro’nunki ise hem yorgun hem bitkin hem de sanki kendisini hiç sevmiyormuş gibi bir hâlde.
Sarkastik gerçek:
Del Toro’nun Frankenstein’ı bilim insanından çok, “Ben aslında heykeltıraş olacaktım ama ailem izin vermedi, o yüzden ölü bedenlerden heykel yapıyorum” enerjisi taşıyor.
Estetik Karşılaştırması
“Del Toro yapınca karanlık bile daha iyi ışık alıyor.”**
Klasik Frankenstein setleri:
- Gri
- Soğuk
- Rutubet kokulu
- Bolca “şimşek çaktı, evet bilim oldu” anı
Del Toro’nun setleri:
- Oymalı kapılar
- Sanatsal gölgeler
- Gölgelerin içinde saklanan sembolizm
- Mum ışığı + melankoli + gotik filtre
Bu Film Bir Frankenstein Değil, Del Toro’nun Frankenstein’ı
Yani hikâye aynı olabilir, ama bu versiyon:
- Daha duygusal,
- Daha gotik,
- Daha karanlık,
- Daha estetik,
- Ve kesinlikle daha “Del Toro”.
Bu yüzden klasiklerle birebir karşılaştırmak yerine şöyle düşünmek lazım:
Bu, Frankenstein’ın Del Toro tarafından yeniden dikilmiş couture versiyonu. Haute couture canavarlık.
Eğer bir Frankenstein filmi daha izlemeye haliniz yoksa bile Del Toro’nunki için bir istisna yapabilirsiniz. Çünkü bu film, canavarın bile kendisini “Ben aslında böyle olmak istememiştim…” diyerek açıklayabileceği bir güzellikte.






What do you think?
It is nice to know your opinion. Leave a comment.