sevimcan
Hikayeler2 dk656 okuma

Bozkırda Yalnız Bir Tanrı – Bölüm IV — Tengri’nin Sessizliği

Gece çöktüğünde bozkırın sesi bile ölür. Ama bu gece sessizlik bile kaçmıştı.

Kağan, ölü adamın bedenini arkasında bırakıp ilerledi. Yürüdükçe, karların üstünde ayak izleri görüyordu. Ama bu izler insana ait değildi. Beş parmak değil… üç parmaklı, uzun tırnaklı izler. Göçebe masallarında anlatılan “Gezenler” gibi.

Bir zamanlar çocukları korkutmak için anlatılan masallar… Ama Kağan masalların yalan olmadığını çok iyi biliyordu. Çünkü o masalların çoğunu kendi yazdırmıştı.

Kendi halkını korumak için.
Kendi ihanetini örtmek için.

Ufukta, bozkırın düzlüğünde bir taş yazıt yükseliyordu. Zamanla aşınmış, üstündeki eski Türkçe yazılar silinmişti. Sadece tek bir cümle hâlâ seçilebiliyordu:

“Tanrılar unutulunca şeytanlar doğar.”

Kağan avuç içiyle yazıyı sildi. Parmaklarına donmuş kan bulaştı. Yeni değil… bu gece akmış.

Gözleri daraldı.
Biri buradaydı.

O an arkadan gelen sesi duydu. Kar tanelerinin bile kıskanacağı bir sessizlikte, birinin nefesi… ya da belki de sadece rüzgârın alaycı oyunu.

“Kağan.”

Kağan irkildi. O sesi tanıyordu.
Altay.

Yavaşça döndü. Karşısında, yıllar önce kendisine bağlılık yemini eden ama şimdi kan davası güden eski öğrencisi duruyordu. Saçları kısalmış, yüzünde eski savaşların izleri. Ama en belirgini gözlerinde saklıydı:
İhanetin nefreti.

“Yıllar geçti, hocam,” dedi Altay. “Ama senin kokunu hâlâ tanırım. Ölüm gibi kokuyorsun.”

Kağan konuşmadı. Sadece kemiği daha sıkı tuttu.

“Onu uyandırdın, değil mi?” diye sordu Altay. “Ben bilirim. O mezarı birlikte mühürledik. Senin sözlerinle mühürledik. Şimdi hepsi tersine döndü.”

Kağan başını eğdi. “Ben mühürledim,” dedi. “Ama ben uyandırmadım.”

Altay güldü. O kahkaha bozkırın sessizliğinde bir küfür gibi yankılandı. “O zaman söyle bana, o gökyüzündeki ne?”

Kağan cevap veremedi. Çünkü Altay’ın arkasında gökyüzünde kıvrılan o karanlık leke, artık şekil değil…
Bir çene, bir ağız, bir diş gibi kıpırdamaya başlamıştı.

Ve sonra… ses geldi.

“Tengri sustu. Ben konuştum. Şimdi konuşma sırası sende Kağan.”

Altay irkildi. “Bu… bu hangi tanrı? Bu ses hangi dile ait?”

Kağan’ın dudaklarından sadece bir kelime döküldü:

“Bu… tanrıların bile korktuğu şey.”

Aniden taş yazıtın yanından üç parmaklı yaratıklar fırladı. Kemikten yapılmış yüzleri, ağızları dikişle kapatılmıştı ama bedenleri nefretle titriyordu. Kağan eğri kemiği havaya kaldırdı.

“Altay! Dövüşmek istiyorsan sonra dövüşürüz. Şimdi hayatta kal!”

Altay, istemeden de olsa kılıcını çekti. “Bunu bana sen borçlusun, Kağan!”

“Hayır,” dedi Kağan, gözlerini o karanlık lekeye dikip. “Bunu hepimize borçluyum.”

Gökyüzündeki ağız açıldı. Fısıltılar değil… unutulmuş bir TANRI’nın dili dökülmeye başladı. O kelimeler duyuldukça Kağan’ın geçmişi gözlerinin önüne geliyordu:
İhanet, mühür, kan, gözyaşı.

Ve Kağan, o anda anladı:

Bu savaş sadece bozkır için değil. Bu savaş, hatırlanan ile unutulan arasındaydı.

Ve unutulan şeyler asla sessiz kalmazdı.


Devam edecek…

Sevimcan KAYAYURT

Dijital dünyayı, sinemayı, sahneyi ve insanların birbirini neden bir türlü anlamadığını yazıyorum. Artık bir de mikrofonum var.

Bunu da okuyun

Hikayeler1.455 okuma

Kutlama Mesajları, Sessiz Boşluklar ve Anneler Günü

Anneler Günü.Takvimde yuvarlak içine alınmış, markalar tarafından sahiplenilmiş, sosyal medyada topluca duygusallaşılan o gün. Herkesin annesi bir anda “en güçlü kadın”, “en fedakâr insan”, “iyi ki varsın” cümlelerinin merkezinde. Bir yandan da…

Hikayeler740 okuma

Eksik Bir Dünya ile Tam Görünmeye Çalışmak

Acının Takvimi Yokmuş. Bugün dört ay oldu. Takvim öyle söylüyor. Ama yas, takvimle ölçülen bir şey değilmiş.Bunu öğrendim. Acı zamanla azalır sanıyordum.Zaman geçtikçe yumuşar, köşeleri törpülenir, insanın içine daha az batar diye…

Hikayeler559 okuma

Yarın 6 Şubat

ve biz hâlâ “sonra” diyoruz Yarın 6 Şubat.Bir yıl dönümü daha. Takvimde küçük bir sayı değişimi. Hayatta ise kapanmayan kocaman bir çatlak. O sabah saat kaçtı, hatırlıyoruz.Hangi haberle uyandık, hatırlıyoruz.Kime ulaşamadığımızı, kimin…

Bir şey mi diyecektin?