Now Reading: Kitap mı, Film mi? Fight Club’ın İki Yüzü: Palahniuk’un Kalemi mi, Fincher’ın Kamerası mı?

Loading
22 Ekim 2024 / Sevimcan KAYAYURT

Kitap mı, Film mi? Fight Club’ın İki Yüzü: Palahniuk’un Kalemi mi, Fincher’ın Kamerası mı?

svg198

Evet, herkesin bir noktada yüzleşmesi gereken o büyük soruya geldik: “Fight Club” kitap mı, film mi? Kahvemi aldım, sen de otur, rahatla. Bu iki dev eseri (yani Chuck Palahniuk’un o muhteşem romanı ve David Fincher’ın vurucu film uyarlaması) karşılaştırmaya başlıyoruz. Üstelik bunu aşırı ciddiyetten uzak, ufak esprilerle, hatta belki bir iki metaforla süsleyeceğim. Hazır mısın? Hadi bakalım.

Başlangıç Notu: Beni Dövmeden Dinleyin…

“Fight Club” denince akla hemen iki şey geliyor: “Tyler Durden” ve “Bu konuyu konuşmayacağız…” (Yalnız ironik bir şekilde, biz bu konuyu sonuna kadar konuşacağız!) Kitabı okuyanlar, filmin hayranları, hatta sadece Edward Norton’un o şaşkın suratını bilenler bile bu soruyla eninde sonunda karşılaşıyor: “Hangisi daha iyi? Hangisi daha derin?”

Tabii ki, her iki tarafın da bir sürü savunucusu var. Kitap diyenler, “Bir kere Chuck Palahniuk, modern dünyanın pisliğini böyle dobra dobra suratımıza çarpan kaç tane yazar var?” diye ortalığı kızıştırıyor. Filmciler ise, “David Fincher bir dahidir, Tyler Durden rolü Brad Pitt’e doğuştan yazılmış, hadi ordan!” diyerek savunmaya geçiyor. Birbirine giren taraflar, Fight Club’ın ikinci kuralını hızla unutup, Fight Club’ı tartışırken adeta mini bir Fight Club’a dönüşüyor.

Ama gelin, öyle boş kavga dövüşle değil, bolca kahkaha ve biraz da sağduyu ile bakalım bu duruma.

Kitap: İlk Darbeyi Vuran Taraf!

Şimdi, Chuck Palahniuk’un 1996’da yazdığı Fight Club, bomba gibi patladı. Hani okurken “Yok artık, bu kadar karanlık mıydık biz?” diye düşündüğüm bölümler var. Şiddet, yabancılaşma, tüketim toplumu eleştirisi, erkek kimliğiyle hesaplaşma… Hepsi bir araya gelince bildiğimiz dünyayı çamaşır makinesine atıp, sıkma programına almış gibi hissettiren bir kitap. Ama kitabın güzelliği burada bitmiyor. O harika, absürt, tuhaf, grotesk mizahı var ya, işte orası kalpten vuruyor. Mesela Tyler’ın sabun yapma macerası; “Eğer iş hayatında yolunda gitmeyen bir şey varsa sabun yap, adam ol” mesajı.. Neyse, bu noktada biraz spoiler kaçırmamaya çalışıyorum. Ama Tyler’ın modern kapitalizme karşı çıkarken sabunu tercih etmesi bence ince bir ironi, değil mi?

Bir de, kitap karakterlerin iç dünyalarına öyle derinlemesine iniyor ki, özellikle Anlatıcı’nın (Edward Norton’un karakteri hani, evet, ismi yok) kafasında dönüp duran gariplikler seni kitaba kilitliyor. Okudukça kafamda sanki bir iç ses yankılanıyordu: “Bu adamın acilen terapiye ihtiyacı var ama bir o kadar da haklı ya.”

Film: Görsel Şölen, Müzik, Olaylar Olaylar!

Şimdi gelelim 1999’daki Fincher uyarlamasına… Yani, Fight Club filmi diyip de hafife almayalım lütfen. David Fincher, sinemanın asi çocuğu, aldı Palahniuk’un yazdığı bu karanlık dünyayı, neon ışıklarıyla bezedi, üzerine The Dust Brothers müziğini serpiştirdi, Brad Pitt’in absürdlüğünü de sos olarak ekledi ve bize sinema tarihinin en stilize, “Vay be” dedirten filmlerinden birini sundu. Tyler Durden rolünde Brad Pitt’i ilk gördüğümüzde, hepimizin içinden “Acaba ben de deri ceket giyip kırmızı deri eldiven taksam mı?” diye düşünmemiş miydik?

Film, kitabın verdiği o kasvetli, depresif atmosferi alıp daha havalı ve stilize bir şekilde sunuyor. Tabii ki burada Fincher’ın karanlık sinematografisi, montaj ustalığı ve dövüş sahneleri öne çıkıyor. Film, kitabın sunduğu her şeyi bize biraz daha şık, biraz daha derli toplu veriyor. Ama buradaki esas olay, final sahnesinde bence daha da çarpıcı hale gelen plot twist!

Tam da burada dikkat, çünkü kitap ve film finalde azıcık farklılaşıyor. Hadi bakalım, spoiler vermeden nasıl anlatacağım? Şöyle diyelim: Kitap daha depresif bir kapanış yaparken, filmde bir tık daha umut ışığı var gibi. Belki de Fincher bize “Bu kadar karamsar olmayın, arada dünyayı yakmadan da hayatınızı değiştirebilirsiniz” demeye çalışıyordu. Ya da bana öyle geldi, bilmiyorum!

Peki Hangisi Daha İyi?

Şimdi “Hangisi daha iyi?” sorusunu ciddiyetle soralım… Ama işin tuhafı, bu soru biraz da kişisel zevklere göre değişiyor. Eğer daha fazla içsel monolog, daha fazla psikolojik derinlik arıyorsanız kitap sizi çok daha tatmin edecektir. Palahniuk’un kelimeleriyle dövüş sahnelerini izlerken, Anlatıcı’nın beyninin kıvrımlarında dolanıyormuşsunuz gibi hissedersiniz. Ama eğer “Bana görsel bir şölen verin, cool karakterler izleyeyim, bir yandan da kapitalizmi, tüketim kültürünü eleştireyim” diyorsanız, Fincher’ın filmi sizin için biçilmiş kaftan.

Sonuçta, kitap da film de kendi yollarında mükemmel işler çıkarıyor. Bu iki eser arasındaki farkı “Hangi tatlı daha güzel: cheesecake mi, tiramisu mu?” sorusuna benzetiyorum. Her iki tatlı da muhteşem ama ne istediğinize göre tercih yaparsınız. Tiramisu seven cheesecake’i kötülemez; sadece o anlık ihtiyacına göre seçer.

Yani, Fight Club’ın kitabı mı daha iyi yoksa filmi mi? Benim cevabım basit: İkisi için de Hem evet hem hayır! Ama isterseniz bu soruyu hiç açmayalım, çünkü unutmayın: Fight Club’ın birinci kuralı…

Sevimcan Kayayurt

Kendi halinde bir iletişim uzmanı

svg

What do you think?

It is nice to know your opinion. Leave a comment.

Bir Cevap Yazın

Loading
svg

Quick Navigation

  • 1

    Kitap mı, Film mi? Fight Club’ın İki Yüzü: Palahniuk’un Kalemi mi, Fincher’ın Kamerası mı?