Now Reading: Bozkırda Yalnız Bir Tanrı – Bölüm V — Hatırlanmanın Bedeli

Loading
16 Haziran 2025 / Sevimcan KAYAYURT

Bozkırda Yalnız Bir Tanrı – Bölüm V — Hatırlanmanın Bedeli

svg202

Kağan ve Altay yan yana, sırt sırta dövüşüyorlardı. Göçebe efsanelerinden fırlamış gibi duran üç parmaklı yaratıklar, karların arasından birer birer çıkıyordu. Her biri, bozkırın unutulmuş günahlarının şekil bulmuş hâliydi. Kemikleri çıplaktı, ağızları dikilmişti ama gözlerinde nefret vardı.

Altay kılıcını savururken hırladı: “NEDİR BUNLAR?”

Kağan eğri kemiğiyle bir yaratığı savurdu. “Bizim unuttuklarımız.

Bir an için zaman yavaşladı.

Kağan, nefes nefese kalmıştı. Elindeki kemik, yılların yükünü taşıyordu. Parmağındaki eski yüzüğe baktı. O yüzük… geçmişten kalma tek hatıra.

Ve o anda yirmi yıl önceye gitti:

Karanlık bir mağara.
— Kağan genç. Yanında bir grup şaman, bir de küçük bir çocuk.
— O çocuk, Altay.

Kağan, mühürleme törenini yönetiyordu. O gün, bir tanrıyı değil…
Kendi halkının umudunu mühürlemişti.

Çünkü o tanrı onlara sonsuz bilgi vaat ediyordu. Güç, zenginlik, ölümsüzlük… ama Kağan korkmuştu. İnsanlar bilgiye layık değildi. Her şeyi susturmuştu. Her şeyi kapatmıştı. Ve o kapının arkasında kalanlar arasında bir kişi daha vardı:

Altay’ın ailesi.

Kağan gözlerini kapadı. “Ben… onları orada bıraktım.

O an Altay’ın kılıcı Kağan’ın boğazına dayandı. “Sonunda hatırladın, ihtiyar,” dedi Altay. “Ben o mezarın yanında büyüdüm. Annem, babam… SENİN korkun yüzünden oraya gömüldü.”

Kağan başını eğdi. “Biliyorum. O yüzden buradayım. O yüzden bu sefer, sonuna kadar dövüşeceğim.”

Altay’ın gözlerinde bir an için kararsızlık belirdi. “Bana yalan söyleme. Sen bu dünyadan korktun. Tanrılar konuşunca sen kaçtın.”

Kağan acı acı güldü. “Kaçtım. Çünkü konuşan tanrı… bir tanrı değildi.

O anda gökyüzündeki o karanlık leke — şimdi tamamen bir ağız haline gelmişti. İçinden bir ses değil, bir anı döküldü.

Kağan’ın annesinin sesi. Babasının sesi. Eski dostlarının çığlıkları.
Hepsi tek bir şey söylüyordu:

Bizi unuttun. Biz seni affetmedik.

Kağan dizlerinin üzerine çöktü. “Ben unutmadım,” diye fısıldadı. “Ben… sizi mühürledim. Çünkü siz artık insan değildiniz.”

Gerçek ortaya çıktı. O mezarın altında bir tanrı değil, Kağan’ın kendi halkı yatıyordu.
Onları bilgi açgözlülüğüyle çürümüş bir tanrıya kurban vermişti. Kurtaramayınca da üzerlerini mühürlemişti. Yaşarken gömmüştü.

Altay bunu o an anladı. Gözleri yavaş yavaş öfkeyle değil… dehşetle doldu. “Sen… sen onlara ne yaptın?”

Kağan gözyaşlarını sildi. “Ben onları unuttum. Ama şimdi onlar beni hatırladı.

Gökyüzündeki ağız açıldı. İçinden bir figür çıktı.

Bir zamanlar insan olan ama şimdi hiçliğe dönüşmüş bir varlık. Kemikten yapılmış bir taç takıyordu. Boş gözleri, Kağan’a kilitlendi.

Hatırlamak, bedel ister. Hazır mısın Kağan?

Kağan ayağa kalktı. İlk defa kamburu dikleşti. Eğri kemiği iki eliyle tuttu. “Hazırım. Çünkü bu sefer sadece kendim için değil… herkes için dövüşeceğim.”

Altay ona baktı. “Bu kez birlikte mi?”

Kağan başını salladı. “Bu kez birlikte.

Ve ikisi, unutulmuş halkın ruhlarına karşı yürümeye başladı.

İhanet, pişmanlık, nefret… ama bu kez bozkırda birlikte.


Devam edecek…

Sevimcan Kayayurt

Kendi halinde bir iletişim uzmanı

svg

What do you think?

It is nice to know your opinion. Leave a comment.

Bir Cevap Yazın

Loading
svg

Quick Navigation

  • 1

    Bozkırda Yalnız Bir Tanrı – Bölüm V — Hatırlanmanın Bedeli