Now Reading: Bozkırda Yalnız Bir Tanrı – Bölüm III — Bozkırın Ölüleri

Loading
12 Haziran 2025 / Sevimcan KAYAYURT

Bozkırda Yalnız Bir Tanrı – Bölüm III — Bozkırın Ölüleri

svg209

Bozkır, karanlığı yutuyordu. Ay görünmüyordu. Yalnızca uzaklarda titreyen sönük bir ışık… belki bir kamp ateşi, belki de başka bir şey. Kağan, o ışığa doğru yürüyordu. Her adımı, kar altında gizlenmiş taşlara çarpıyor, dizleri her seferinde biraz daha sızlıyordu.

Ve sonra kan kokusunu aldı.

İlk önce metalik, hafif, sonra giderek keskinleşen o koku. Burnunun direğini yakan o koku.

Adımlarını hızlandırdı.

Kısa süre sonra ışığın kaynağına ulaştığında, dizleri kesildi. Bir göçebe çadırı. Yere devrilmiş, kumaşları yırtılmış. Çadırın önünde bir adam diz çöküyordu. Arkası Kağan’a dönüktü. Kıyafetlerinden tanıdı: Göçebe bir avcı. Üzerinde eski bir post, ayağında keçeden çarıklar.

Ama adam… hareket etmiyordu.

Kağan yavaşça yaklaştı. Omzuna dokundu.

Adam yavaşça başını çevirdi.

Gözleri simsiyahtı. İçinde gözbebeği, iris, hiçbir şey kalmamıştı. Sadece sonsuz bir boşluk. Ve o boşluğun içinden fısıltılar yükseliyordu. Ama bu kez sadece Kağan’ın değil… adamın ağzından da aynı kelimeler dökülüyordu:

Beni unuttular. Ben seni hatırlıyorum. Artık sen de unutulacaksın.

Adamın boynundan aşağı doğru kan süzülüyordu. Göğsünde tuhaf şekiller çizilmişti; eski harfler, unutulmuş alfabeler. Bunlar eski çağların mühürleriydi. Kağan bunları tanıyordu. Yıllar önce, o mezarın üzerine o yazıları kendisi kazımıştı.

Şimdi biri… ya da bir şey, o mühürleri tersten kazıyordu. Unutulan Tanrı’nın gücü geri dönüyordu.

Adam aniden hareket etti. Boğuk bir çığlık atarak Kağan’a saldırdı. Ama bu bir insanın çığlığı değildi. İç içe geçmiş binlerce ses, bozkırın kayıp ruhlarının iniltileri gibi yankılandı. Kağan kılıcını çekmedi. Zaten yanında kılıcı yoktu.

Onun yerine cebinden eğri kemiği çıkardı.

Tılsımı.

Kemiği havaya kaldırdı, dudaklarından eski bir dua döküldü:

Ben seni mühürledim. Şimdi de seni susturuyorum.

Tılsım parladı. Parlaklık değil — sanki bir anlık unutulma hissi. Göçebe adamın gözleri bir an için normale döndü. Ardından boğazından bir kan pıhtısı yükseldi, dizlerinin üzerine yıkıldı.

Kağan diz çöktü. Elini adamın alnına koydu. “Affet…” dedi. “Bu savaş senin değil.”

Ama o anda… göğsünün içinde bir şey kırıldı.

Bu ilk kurban değildi. Kağan bunu biliyordu. Daha fazlası gelecekti. Çünkü o uyanıyordu.

Ve gökyüzündeki kara leke… artık sadece bir gölge değil, bir şekil almaya başlamıştı.

Bir yüz.

Ama bir yüz değil, bir yokluk. Yüz gibi görünen bir hiçlik.

Ve o hiçlik, Kağan’a doğru fısıldadı:

Hatırla Kağan. Bana ne yaptığını hatırla. Çünkü yakında herkes seni unutacak.

Kağan’ın dizlerinin bağı çözüldü.

Geçmişte yaptığı şeylerin bedelini ödemeye hazır değildi.

Ama ne olursa olsun… mühür yeniden kapanmalıydı. Yoksa bu bozkırın ölüleri daha yeni kalkıyordu.


Devam edecek…

Sevimcan Kayayurt

Kendi halinde bir iletişim uzmanı

svg

What do you think?

It is nice to know your opinion. Leave a comment.

Bir Cevap Yazın

Loading
svg

Quick Navigation

  • 1

    Bozkırda Yalnız Bir Tanrı – Bölüm III — Bozkırın Ölüleri